bannnerfinal1.jpg

Yücel ÖZKORUCU

Ağustos Muharebeleri - 13 (İkinci Anafartalar Muharebeleri)

 

6 Ağustos 1915 gecesi İngiltere’den gönderilmiş olan takviye kuvvetleri ile başlatılan büyük harekât, General Ian Hamilton için Gelibolu Yarımadası’nda devam eden siper muharebelerinin açılması ve Arıburnu bölgesi ile Anafartalar kesimine yapılan çıkarmalarla bölgedeki Türk savunmasının kuşatılması demek olacaktı. 7 Ağustos gününden itibaren İngilizlerin elinde, Arıburnu sırtlarındaki Türk savunmasını etkili bir biçimde kuşatma altına almak ve Maydos (Eceabat) yönüne ilerlemek için büyük bir fırsat bulunuyordu. Anzak sektöründe planlanan ConkbayırıKocaçimen Tepe hattını ele geçirme planı ve General Stopford komutasındaki 9’uncu İngiliz Kolordusunun Anafartalar bölgesi sahil kesimini güvenli bölge haline getirmesinin ardından, büyük harekâta kuvvetli bir destek oluşturacağı düşünülmüştü. Henüz ilk günlerden itibaren bir yandan aksilikler kendini gösterirken, diğer taraftan da ileri harekâtın türlü sebeplerle geciktirilmesi sonucunda Saros tarafından bölgeye takviye Türk birlikleri sevk edilmiş ve 8 Ağustos gecesi itibarıyla bir sonraki gün için İngilizler üzerine yapılması düşünülen bir taarruz planlanmıştı. Bölgeye yetişen takviye Türk kuvvetleri ve katı bir savunma anlayışı İngilizleri sersemletmişti. 15 Ağustos 1915 tarihine gelindiğinde, Türk savunmasının önce Anafartalar bölgesindeki başarılı taarruzunun ardından 10 Ağustos günü Conkbayırı kesimindeki süngü hücumu ile de buradan tehlikeyi savuşturmuştu.

 

 

Akdeniz Seferi Kuvvetler Komutanı General Ian Hamilton, tasarlamış olduğu ve büyük takviyeler aldığı harekâttaki başarısızlıklar ve zaman kayıpları için faturayı öncelikle 9’uncu İngiliz Kolordusu Komutanı General Stopford’a kesmişti. Stopford’un basiret taşımayan kararlar almasında etkisi büyük olan tümen komutanları da bundan nasiplerini almışlardı. General Stopford, Mahon ve Hammersley görevlerinden alınmışlardı ve bölgedeki 9’uncu İngiliz Kolordusunun başına geçici bir süre için General de Lisle getirilmişti.* Bölgedeki askeri idarenin değişiminde olan bitenleri diğer birlik komutanları biraz da tedirginlik içinde takip etmeye çalışmışlardı. 9’uncu İngiliz Kolordusunun başına geçici bir süre için getirilen General de Lisle için, Anzak Kolordusu Komutanı General Birdwood’un da görüşü vardı. Birdwood karısına yazmış olduğu bir mektupta General de Lisle hakkında şu ifadelere yer vermişti;

 

“Sahici bir zorba ve hayvanın biri olduğu, başkalarını düşünmediği, herkese kaba davrandığı ve prensip sahibi olmadığı için herkes ondan nefret ediyor ama ben kendisini tam bu işin adamı olarak görüyorum. Ümit ederim ki, hayvanlığı sayesinde işleri yürütür…” [1]

 

*General Mahon’un görevini sürdürmesi istenmişti ama o kendisinden daha düşük kıdemde olan birisinin emri altında çalışamayacağını öne sürerek görevinden istifa etmişti.

 

General de Lisle

 

Bu harekâtın en başından beri verilen emirlere türlü sebepler ileri sürerek ayak direten komutanların görevlerinden alınmaları için çok geç kalınmıştı. Elden kaçmış olan büyük fırsatı yeniden kazanmak için mevcut kuvvetler ve onların vaziyetleri o kadar da elverişli görünmüyordu. İngiliz birlikleri Anafartalar bölgesinde ovaya tamamıyla dağılmış, Türk savunmasına karşı açık bir pozisyonda, bozuk bir organizasyon halinde kendi savunma alanlarını dahi korumaktan aciz bir görüntü sergiliyorlardı. Bu bölgede 9’uncu Kolordu Komutanlığına bir süre bakacak olan General de Lisle, oldukça iç karartıcı bir rapor hazırlamıştı. Bölgede yalnızca sayısal durumun ve istatiksel değerlerin verilerine değil, bizzat birliklerin ne halde olduklarına bakılması gerektiğini ve bu duruma bir an önce bir çözüm bulunması gerektiğine inanmakla birlikte, İngiliz genel karargâhının da dikkatini bu yöne çekmek istemişti. Türk savunması bölgede tamamen yerleşmişlerdi ve hâkim tepelerde bulunmaları sebebiyle, onlara karşı yapılabilecek işlerin pek alternatif taşımadığı biliniyordu. General de Lisle bölgeye geldiğinde genel karargâhta General Braithwaite tarafından kendisine ilgili talimatlar verilmişti. General de Lisle genel duruma ait raporunu hazırlamadan önce bu talimatlar doğrultusunda bölgeyi ve birlikleri incelemiş ve bazı görüşmeler yapmıştı. Braithwait’in kendisine vermiş olduğu talimatlar, genel olarak İsmailoğlu Tepesi ve Anafartalar’daki hâkim tepelerin bulunduğu önemli mevkilere bir an önce ve çok kuvvetli bir taarruz yapılmasını öngörüyordu. Sarı Bayır silsilesinde yapılan girişimlerin başarısızlığa uğramış olması bir yana, ovada bulunan İngiliz birliklerinin güvenliği bakımından bu işlerin bir an önce yapılması büyük önem arz ediyordu. General de Lisle’a bu harekât için Mısır’da bulunan garnizon kuvvetlerinden 2’nci Atlı Tümeni’nin de bölgeye gelmekte olduğu bilgisi verilmişti. Bu bilgiler ve de Lisle’ın yapacağı gözlemler neticesinde bir sonraki etkili taarruzun nasıl bir yöntem izlenerek yapılacağı ve kullanılacak olan birlikler kendisine bırakılmıştı. Bu çerçeve içinde gözlemlerini ve görüşmelerini tamamlayan General de Lisle’ın hazırlamış olduğu oldukça karanlık rapor İngiliz Genel Karargâhı için çok tanıdıktı ve doğal olarak rahatsız edici bulunmuştu. Mısır’dan gelmekte olan 2’nci Atlı Tümeni bölgeye varmış olsa bile, onların katılımıyla elde edilecek kuvvet çokluğu sayesinde İsmailoğlu Tepesi’ne taarruzda bulunabilmek için 10.000 kişilik bir güç kullanılabilecekti. General de Lisle bunu yeterli görmemişti ama bu arada General Hamilton için de bu görüşler oldukça can sıkıcıydı. Tekke Tepe alınmalıydı, aksi halde Anafarta sırtlarını alıp elde tutmanın güç olacağına da işaret ediliyordu. Bu değerlendirmeler General Hamilton’u karamsarlık içine sürüklemişti. Buna göre Ağustos ayı içinde büyük umutlar beslenen bu büyük harekât geldiği nokta itibarıyla başarısızlık olarak görünüyordu. Bunu kabul etmek o kadar kolay olmasa da, mevcut durum itibarıyla Gelibolu Yarımadası’nın tamamında yaklaşık 110.000 kişilik Türk savunması, taktik açıdan da üstün durumda sayılırdı. Üstelik bu taktik üstünlüğe sahip durumdaki Türk savunmasının miktarına karşı, Hamilton’un elinde an itibarıyla 95.000 kişilik bir kuvvet bulunuyordu. Yalnızca Anafartalar bölgesinde ihtiyaç olduğu düşünülen 80.000 kişilik kuvvet yerine burada ancak 50.000 kişi kadar mevcut olan birlikler bulunuyordu. Buna karşı tahmini hesaplara göre 75.000 kadar Türk kuvveti her geçen gün yeni takviyeler alarak büyümekte olduğu gibi bu durum oldukça riskliydi. Sonuçta, bu birliklerin başına her ne kadar gözü kara olarak kendisine güvendiği bir generali getirmiş olsa bile mevcut durumda yenilgiyi kabul etmek zorunda kalan General Hamilton, her ne kadar istemeyerek te olsa bir kez daha İngiltere’ye müracaat etmek zorundaydı.

 

“Saldırımız, Anafarta Ovası’nın yüksek kesimlerini ele geçirmek amacına dayanıyordu. Anzak kuvvetleri ortak olarak harekâta yardımcı olacaklardı. Generallere açıkladığım gibi, Türkler yeniden cephane ikmali yapıncaya kadar planlı mevzileri cesaretle işgal edebileceğimiz inancındayız. Küçük bir tepeyi dahi Türklerden temizlersek, mermilerimizin nereye düştüğünü görmek olanağını kazanacağız. Topçularımız için hedef düzeltme görevi görüp, düşmanı susturacağız. Sonunda, 50.000’i yeni tertip olmak üzere, 95.000 Piyade askerine gereksinimimiz olduğunu, bunların 45.000 kişilik grubunun, bütün gücümüzün omurgasını oluşturacağını söyledim. Generaller tatmin olmuş göründüler. Beklenilen saldırı, konferanstaki havaya göre ümit verici idi. Generaller, zayıf düşmüş olan askerlerinin, çok çetin bir düşman karşısında oldukları kanısındaydılar ama eğer düşmanı bir kere geri çekilmeye zorlar ve bunu başarırlarsa, planlarımız ya da hayallerimiz gerçekleşirdi. Ne var ki, uygulamada durum değişmedi, General de Lisle, Suvla’nın her köşesini yeni dolaştığını ve yüksek komuta heyeti arasında egemen havanın kötümser olduğunu, oysa iki ile üç gün içinde ileri harekâta geçmemiz gerektiğini söyledi…” [2]

 

General Hamilton hâkim tepelerin ele geçirilmesi konusunda öne sürdüğü her konu çok önemliydi ama işin içindeki ana problem bunun mevcut olanaklarla nasıl yapılacağı idi. Bu yüzden konu hakkında İngiltere’ye gönderilen rapor ile yeni kuvvet isteğinden başka çare görünmüyordu.

 

“Şu andaki İngiliz tümenlerinin söz verilen veya yolda olan 9 bin kişi dışında 45 bin eksiği vardır. Bu eksiklik şimdi giderilirse ve 50 bin piyadelik yeni birlikler verilirse, bunlar geldiğinde elimde olacağını tahmin ettiğim 60 bin piyade ile Türkler daha fazla takviye almazlarsa gerekli üstünlüğü ele geçirmiş olacağım…” General Ian Hamilton [3]

 

Anafartalar bölgesinde bulunan eldeki kuvvetlere 29’uncu İngiliz Tümeni ve 2’nci Atlı Tümeni’nin takviye edilmesiyle ulaşılacak kuvvet miktarı istenen sonuç için yeterli olup olmaması, bir tek General de Lisle’ın ataklığıyla çözülebilecek bir mesele gibi görünmüyordu. De Lisle, geniş kapsamlı bir keşif faaliyeti yaptırmış ve gelen raporlara bakarak Türk savunma hatlarının bu imkânlarla kolayca çözülmeyeceği konusunda şüpheye düşmüştü. Üstelik 29’uncu Tümen, Nisan ayındaki çıkarmalardan bu zamana dek oldukça fazla yıpranmıştı ve ancak iki tugay kuvvetini bölgeye gönderebilecekti. 2’nci Atlı Tümeni ise 5000 kişilik kadrosuyla ancak bir tugay kadar kuvvet sayılırdı. Tüm bunlarla birlikte General de Lisle, kaba yönetim anlayışı ve dağınıklığıyla pek sevilmeyen kişi olarak ve karakteristik anlamda, General Stopford’un tam zıttı gibiydi. Üstelik bu yeni görevinde dağılmış durumdaki birliklerle ve yabancılık çektiği bir ortamda iş yapmak zorunda olacaktı. Birlik komutanlarıyla nasıl bir uyum sergileyeceği de merak ediliyordu. Mevcut durumda pek de güven duyulmayan bir köprübaşı mevki elde tutuluyordu ve Kireç Tepe kesiminde de nispeten biraz ilerleme kaydedilmişti. Bütün bunlar bir yana bırakılmalı ve kolordu süratle toparlanmalıydı. İşte General de Lisle için bu öncelikli görev durumundaydı. General de Lisle’ın en büyük endişesi, harekâtın başında fırsat varken ezilmemiş ama gün geçtikçe muazzam bir şekilde tahkim edilmiş olan Türk mevzileriydi. Bu mevziler her geçen gün biraz daha piyade kuvveti ile dolduruluyordu. Mevcut kuvvetlerle bu Türk mevzilerini aşmak artık pek kolay bir mesele olmaktan tamamen çıkmıştı. Albay Mustafa Kemal’in komutasındaki Anafartalar Grubu’nun kuvvetleri yedi tümen ve bir süvari alayından oluşuyordu. Bununla birlikte, kuzey kesiminde Kireç Tepe’den başlamak üzere, güneyde Düz Tepe’ye kadar olan arazi bu kuvvetlerin sorumluluğundaydı ve yaklaşık yüz kadar top bu sahada görev yaparken bunların ciddi bir kısmı İsmailoğlu Tepesi’nde bulunuyordu.

 

General de Lisle’ın yaptırdığı geniş kapsamlı keşif çalışmalarının ardından 9’uncu İngiliz Kolordusu Karargâhında yapılan toplantıya, General Hamilton da katılmıştı. General de Lisle 21 Ağustos günü İsmailoğlu Tepesi’ne sınırlı bir taarruz düzenlemek istiyordu. Bu düşünce Hamilton’un hoşuna gitmişti ve hemen ardından bu harekâtın başarı şansını yükseltmek için 29’uncu Tümen’in kalan kısmını da bu bölgeye göndermeye karar vermişti. Gelinen aşamadan sonra artık bölgede bulunan İngiliz birliklerinin yorulmuş olmaları ve bitkin durumda görünmelerine gereğinden fazla hoşgörü gösterilmeyeceğinden sızlanmak boşuna olacaktı. Bu yüzden güçlü bir taarruz için hazırlıklar devam ettirilmişti. Bölgedeki ilk günlerde neredeyse serbest bir vaziyette ilerlemek durumunda olan birlikler, şimdi Türk savunmasının takviye edilmiş ve mevzilerini tahkim etmiş bir şekilde bulunan kısımlara taarruz edeceklerdi. Türk savunması 21 Ağustos gününe kadar geçen zamanı çok iyi değerlendirmişlerdi. İleri hatlar düzeltilmiş, uygun noktalarda siperler oluşturulmuş ve koşulları iyileştirilmiş, geri kademelerle bağlantı yolları kurulmuş ve irtibat hendekleri yapmak için fevkalade üstün bir gayret ile çalışmışlardı. İngilizlerin esas hedef noktalarının tespiti ve buralarda hazırlıklı olmak için çalışmalar yapılırken, aynı zamanda birlikler arasındaki boşluklar muazzam bir şekilde kapatılmış ve bu birlikler düzenlenerek askerlerin kendi kıtalarına katılmaları sağlanmıştı. Anafartalar Grubunun kuvvetini artırmak üzere Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanlığı’ndan bazı ağır bataryaların bölgeye getirilmesine çalışılmıştı. Çanakkale’den 15 santimlik bir adi obüs bataryası ile 12 santimlik bir top ve 8,8 santimetrelik ve 10,5 santimetrelik bir gemi topu, İsmailoğlu Tepesi ile Kanlıköprü Deresi’ne mevzilendirilmişlerdi. 12 santimetrelik iki obüs topu da Ece Limanı çevresinde mevzilendirilmişti. Bu toplar ve içlerinden özellikle de gemi topu olanlar, sahil kesimine pervasızca yaklaşan İngiliz gemilerinin caydırılması konusunda etkili olmaları bekleniyordu.

 

 

 

21 Ağustos 1915 günü Anafartalar Grubu Albay Mustafa Kemal’in emrinde 4’üncü, 5’inci, 6’ncı, 7’nci, 8’inci, 9’uncu ve 12’nci Tümenler ile 11’inci Süvari Alayı, farklı cins ve çaplarda iki batarya ve iki top takımından oluşan grup bağlı birliklerinden kurulu durumdaydı. 4’üncü Tümen üç taburlu 11’inci Alay, iki taburlu 14’üncü Piyade Alayı ile 5’inci Topçu Alayından verilmiş olan iki bataryalı 3’üncü Topçu Taburu, farklı cins ve çaplardaki üç bağımsız batarya, bir İstihkâm Bölüğü ve bir Sıhhiye Bölüğünden kurulmuştu. Bunlardan başka 32’nci Alayın 1’inci Taburu ile 33’üncü Alayın 1’inci Taburu da bu tümene bağlanmıştı… 5’inci Tümen iki taburlu 1’inci, üçer taburlu 19’uncu ve 127’nci Piyade Alayları ile 6’ncı Topçu Alayının iki bataryalı 2’nci Topçu Taburu, farklı cins ve çaplarda olmak üzere iki batarya ile iki top takımı, iki İstihkâm Bölüğü ve bir Sıhhiye Bölüğünden kurulmuştu. Ayrıca 39’uncu Alayın 1’inci, 17’nci Alayın 1’inci Taburlarıyla Gelibolu Jandarma Taburu bu tümene bağlanmıştı… 6’ncı Tümen, üç taburlu 16’ncı, iki taburlu 17’nci (1’inci Taburu, 5’inci Tümen emrindeydi) Piyade Alayları ile 6’ncı Topçu Alayının iki bataryalı 1’inci Topçu Taburu, 7’nci Topçu Alayından verilen bir batarya ile bir Sıhhiye Bölüğünden kuruluydu… 7’nci Tümen, iki taburlu 33’üncü Alay (1’inci Taburu, 4’üncü Tümene bağlanmıştı), üçer taburlu 20’nci ve 21’inci Piyade Alayları ile 7’nci Topçu Alayından kalan iki bataryadan kurulmuştu… 8’inci Tümen, 23’üncü, 24’üncü, 28’inci, 41’inci Piyade Alayları ile 14’üncü Topçu Alayının iki bataryalı 2’nci Topçu Taburu ve Tümen Sıhhiye Bölüğünden kurulmuştu. Ayrıca 70’inci Piyade Alayının 3’üncü Taburu bu tümene bağlanmıştı… 9’uncu Tümen, 25’inci, 64’üncü, 126’ncı Piyade Alayları ile dört batarya ve bir süvari bölüğünden kuruluydu… 12’nci Tümen, üç taburlu 36’ncı Piyade Alayı ile dörder taburlu 34’üncü ve 35’inci Piyade Alaylarından, üç bataryalı 9’uncu Topçu Alayından, iki bataryalı 12’nci Topçu Alayı 1’inci Taburundan, 16’ncı Alaydan verilmiş olan bir batarya ile bir top takımından, bir İstihkâm Bölüğü ile bir Sıhhiye Bölüğünden kurulmuştu. Ayrıca 31’inci Alayın 2’nci Taburu ile Bursa Jandarma Taburu bu tümene bağlanmıştı.

 

En son Kireç Tepe kesiminde yapılmış olan muharebelerin ardından her iki taraf arasında da kayda değer önemli bir ileri hareket girişimi olmamıştı. Bu durgunluğu fırsat bilen Anafartalar Grup Komutanı Albay Mustafa Kemal önemli bir grup emri yayınlamıştı. 19 Ağustos 1915 günü Çamlı Tekke Karargâhından verilen bu emir içeriği, Albay Mustafa Kemal’in bu zaman içinde taşımakta olduğu amacını anlamaya dair oldukça mühimdir;

 

“1. Grup cephesindeki düşmanın gerek stratejik amacını elde etmek, gerekse taktik durumundaki mahkûmiyetten kurtulmak üzere şimdiki kuvvetlerini takviye ve taarruzlarını yenilemesi olasılığı her an için vardır.

 

2. Anafartalar Grubu, karşısındaki düşmanı sarsacak; amaç olarak tümüyle denize dökmek üzere hareket edecektir. Komutan ve subaylarla erlerin söz götürmez olan fedakârlıklarıyla bu amacın elde edileceğinden eminim.

 

3. Düşmana kesin darbenin vurulması için gerekli hazırlıkların yapılması ve tamamlanması sonuçlanıncaya kadar tümenler, şimdiki hattı kesinlikle elde tutacaklar ve düşmanın her türlü girişimlerini yok edecek, bir adım bile yer kazandırmayacaklardır.

 

4. Bundan ötürü düşman durumu ve hareketlerini zamanında değerlendirmek ve süratli tedbir almak üzere gece ve gündüz keşif ve gözetleme görevi olağanüstü dikkat ve önemle yapılacak ve her an tetikte bulunulacaktır. Cephelerde düşmanla olan mesafenin yakınlığı oranında, ihtiyatların birinci hatta yakın bulundurulması hususunda komutanların dikkatini çekerim. Düşman topçusunun faaliyette bulunduğu zaman ve yerde, kıtaların daha ziyade uyanıklığa davet olunması gerektir. Cephelerde her ne biçim ve amaçla olursa olsun iki taraftan beklenenin dışında yapılacak topçu ve piyade ateşi, sormaya gerek kalmadan hemen bana bildirilecektir.

 

5. Her tümen komutanı, komşu tümenlerle sıkı ilişki ve bağlantıda bulunacak; düşmanın kendi cephesine karşı yapacağı her girişim ve hareketten birbirlerini süratle haberdar edeceklerdir. Turşunköy’ü dolayında bulunan 9’uncu Tümen, 5’inci ve 12’nci Tümenlerle; Sivliköy’ü dolayında bulunan 6’ncı Tümen, 12’nci Tümenle aralıksız bağlantıda bulunacak ve bu tümen cephelerine giden yollar, geceleri bile kolaylıkla hareket edebilmek üzere işaretlenecek, arazi hemen incelenecek ve kıta komutanlarınca da öğrenilmesi sağlanacaktır.

 

6. Cephemizin takviyesi amacıyla aşağıdaki önemli noktalarda zaten yapılması kararlaştırılan direnek noktalarının bir an önce yapılması ve bitirilmesi gerektir.

 

5’inci Tümen Cephesinde: Kireçtepe’de

12’nci Tümen Cephesinde: İsmailoğlu Tepesi’nde

7’nci Tümen Cephesinde: Kayacık Ağılı kuzeydoğusundaki sırtta,

4’üncü Tümen Cephesinde: Asmalıdere’de (d) harfinin batısındaki sırtta,

8’inci Tümen Cephesinde: Conkbayırı ve 261 rakımlı tepede.

 

7. Bu amaç için 5’inci Tümene yeniden 11’inci Tümenin İstihkâm Bölüğü; 12’nci Tümene, 2’nci Tümenin İstihkâm Bölüğü gönderilmiştir. 8’inci Tümende iki istihkâm bölüğü mevcut olduğundan gerekirse bu bölüklerle 7’nci ve 4’üncü Tümenlerin İstihkâm Bölüklerine yardım yapılması Kocaçimen Bölge Komutanlığınca sağlanacaktır.

 

8. Tümenler, kendi bölgelerindeki telefon hatlarının aralıksız olarak iyi durumda bulundurulmasına çalışacaklar ve hatların kopması hâlinde hemen onarımlarına başlayacaklardır.” [4]

 

Anafartalar Grup Komutanlığı boşluktan doğan fırsatları her durumda gayet iyi değerlendirirken, aynı zamanda 5’inci Ordu Komutanı Mareşal Liman von Sanders de ordu mertebesinde bazı düzenlemeler yapıyor ve bazı tedbirler almaya çalışıyordu. Bilhassa Liman von Sanders için çok gerilimli olan Kireç Tepe muharebesi sonuçlandıktan sonra oldukça rahatlamış ve Yalova dolayından Başkomutanlık Vekâletine 16 Ağustos 1915 günü saat 12.20’de bir telgraf göndermişti;

 

“Dün akşam İngilizler, Kireçtepe’yi kısa bir süre ele geçirdiyse de hemen yapılan bir karşı taarruzla geri atılmıştır. Bu sabah İngilizler, Kireçtepe’ye yeniden taarruza başladı. Henüz kesin sonuç belli değildir. Buraya gereken takviye kıtalarını getirttim. İngilizler, şimdi bulunduğum bu kanattaki cephemizi yarmak istiyor. Bu nedenle İngilizlerin böyle bir girişimine karşı konulabilmesi için, Saros’ta bıraktığım kıtaların da bir an önce serbest kalmasını temenni eylediğimizi arz ederim.” [5]

 

Aslında Mareşal Liman von Sanders, Başkomutanlık Vekâletine gönderdiği telgrafından daha önce Saros bölgesinden kuvvet çekmeye başlamıştı. Bu telgrafta geçenler ise yalnızca yapılan işin bildirilmesi amacını taşıyordu. Ordu Komutanı, Saros tarafında 6’ncı Tümenin geriye kalan tüm birliklerinin (Üç piyade taburu, iki sahra bataryası ve yardımcı birlikler) Tayfur üzerinden Turşun’a yürütülmesini istemişti. Saros bölgesinde şimdilik yalnızca 12’nci Tümen’den geriye kalmış olan Depo Alayı’nın bulunduğu yerde kalması bildirilmişti. Ordu Komutanlığı için bu girişimler de yeterli görülmemiş ve Anafartalar kesimindeki tehlikenin boyutunu daraltmak için başka yöntemlere de başvurulmuştu. Saros bölgesindeki kuvvetlerden yararlanmakla birlikte aynı zamanda Kuzey Grubu Komutanlığı’na bağlı birliklerden ihtiyatta bulunan 11’inci Tümenin 126’ncı Alayıyla 19’uncu Tümenin emrinde bulunan üç adet Alman makineli tüfeğini de Anafartalar Grubu sağ kanadında kullanılmak üzere gerekli emirleri vermişti. 5’inci Ordu Komutanı daha önce de tedbirler almak için çalışmıştı. 9 Ağustos 1915 tarihinden itibaren Anafartalar bölgesinde düşman varlığının nasıl bir tehlike arz edeceği açık bir şekilde anlaşılmıştı. Bu yüzden o tarihte Başkomutanlık Vekâletinden güvenilir bir tümene ihtiyaç bulunduğunu ve bu tümenin en kısa süre zarfında Ordu Komutanlığına gönderilmesi rica edilmişti. Başkomutanlık Vekâleti bu isteğe bir sonraki gün verdiği yanıtta 24’üncü Tümen’in 9 Ağustos günü demiryolu ile Uzunköprü’ye hareket ettirildiği ama bu tümenin gelir gelmez doğruca ateş hattına sürülemeyeceği belirtilmişti. 24’üncü Tümen o zamanlar Türk idaresinde bulunan Arap memleketlerinden toplanmıştı. Bu durumda ancak 21 Ağustos tarihinde Saros bölgesine varabilecek olan bu tümenin o bölgede değerlendirilmesine karar verilmişti. Zaten Saros tarafından çekilen birlikler o bölgede boşluk oluşturmuşlardı. Böylece hem oradan gelmiş olan birliklerle Anafartalar Grubunun kuvveti pekiştirilmiş hem de Saros bölgesi her ihtimale karşı İngilizlerden o bölgeye gelebilecek bir tehlikeye vaziyetine bir anlamda güvence altına alınmış olacaktı. Zira İngilizler Saros tarafından bir çıkarma daha yapacak durumda olsalar bile öncesinde yapılacak olan uçak keşiflerinde, bölgede büyük bir Türk birliğinin bulunması caydırıcı bir etki de uyandırabilirdi. Bu gelişmelerle birlikte 16 Ağustos 1915 günü 5’inci Ordu’ya gelen bir telgraf emri ile 26’ncı Tümenin de, diğer tümenin ardından Saros bölgesine doğru yola çıkarılacağını bildiriyordu;

 

 

“1. 24’üncü Tümen kıtaları, durmaksızın Saros’a doğru yürüyüştedirler. Kolbaşı, Saros’a yaklaşmıştır. Kol, tüm olarak gelinceye kadar Saros’ta bir alay bırakıp kalan kuvvetleri güneye alabilirsiniz.

2. Öneriniz gereğince Despot Limanı - Münip Bey Suyu’nun doğusu, 1’inci Orduya aittir. 24’üncü Tümenin ardından 26’ncı Tümen de hemen Saros’a yürüyüşe başlayacaktır. 6’ncı Kolordu Karargâhının Saros’a varışından sonra Bağımsız Süvari Tugayı, 1’inci Orduya ait olacaktır.

 

3. Back Paşa ve karargâhını, kolordusundan alıp diğer bir kolorduya verme olanağını görmüyorum. 6’ncı Kolordu Karargâhı Saros’a geleceğinden General Faik ve karargâhını arzunuz uyarınca kullanabilirsiniz. Eğer General Faik’i bir kolordu yönetimine yeterli kişi olarak görmüyorsanız rica ederim bildiriniz ki ayrıca bir kolordu komutanı atayalım.” [6]

 

Bu emirle beraber Bolayır bölgesinin savunma sorumluluğu 1’inci Ordu’ya geçmiş olduğundan 5’inci Ordu Komutanı Mareşal Liman von Sanders biraz daha rahatlama imkânı bulmuştu. Bundan sonra enerjisini ve odağını tamamıyla mevcut durumda tehlike arz eden bölgelere ayırmak ve buralarda çok daha dikkatli işler yapmak olanağı sağlanmış oluyordu. 5’inci Ordu Komutanı bu emrin ardından 17 Ağustos 1915 tarihli bir emri Yalova dolaylarından telgraf ile Saros Grubu Komutanlığına iletmişti;

 

“Başkomutanlık Vekâletinden gelen telgraf emrine göre Despot Limanı - Münip Bey Suyu’nun doğusu, bundan sonra 1’inci Orduya ait olacaktır. 1’inci Ordu Komutanlığı da 24’üncü Tümenin Saros Grubu mevzilerini teslim alma emrini aldığını ve 6’ncı Kolordu Karargâhının da yarın (18 Ağustos 1915) Gelibolu’ya geleceğini bildiriyor. Şu hâle göre siz, 16 Ağustos 1915 günlü emre göre; bu akşam tüm yardımcı kıtalar, erzak ve cephane kollarıyla 6’ncı Tümenin geriye bırakılmış kıtalarını, amele ve istihkâm inşaat taburlarını birbiri ardından saat 18.00’de Tayfur üzerinden Turşun’a yürüyüşe geçirirsiniz. Yarımada’da (Saros bölgesinde) şimdilik yalnız 12’nci Tümenin Depo Alayı kalacaktır. 24’üncü Tümenin yalnız muharip kıtalarının arkası alınır alınmaz adı geçen alayı da aynı doğrultuda hareket ettirir, sonra siz de ordu karargâhına gelerek beni görürsünüz. Bağımsız Süvari Tugayı, 1’inci Orduya bağlı kalacaktır.” [7]

 

Gelibolu Yarımadası’ndaki bu önemli değişiklikten sonra Karargâhını Gelibolu’da kuran 1’inci Ordu Komutanı Mareşal von der Goltz, Anafartalar bölgesinde gelişen durumu yerinde görmek istemişti. Anafartalar Grubu Komutanı Albay Mustafa Kemal ile Kavak Tepe kuzeyinde bulunan grup gözetleme yerinde buluşmuş ve burada hem durum hakkında hem de arazi üzerindeki olan bitenler konusunda bilgi almış ve ardından tekrar Gelibolu’ya dönmüştü. 5’inci Ordu Komutanının sorumluluk alanının daralmış olması ve artık Yarımada’nın berzah kesimi hakkında tedirginlik duymayacak olması bir anlamda üzerine sükûnet de getirmişti. Artık daha az sinirliydi ve kendisine gelen raporları sakin bir şekilde karşılıyordu ve davranışları giderek daha olumlu bir biçim alamaya başlamıştı. Artık mevcut sorumluluk alanındaki olayları daha berrak görmeye başlamıştı. İşte bu anlarda Kuzey Grubu Komutanlığından bir öneri raporu gelmişti. Bu grubun cephesindeki birliklerin yeniden düzenlenmesi gerektiği bildiriliyordu;

 

“16’ncı Tümen Komutanı, hâlen yedi alaya komuta etmektedir. Bu kadar alayın bir tümen hâlinde yönetilmesi olanağı güç olacağından, iki tümene ayrılması gerekli görülmektedir. Zaten 5’inci Tümen birlikleri, 11’inci Tümen Karargâhı idaresinde bulunmaktadır. 16’ncı Tümen de fazla olan 12’nci, 13’üncü, 15’inci ve 77’nci Alaylar 11’inci Tümen birlikleri adıyla 11’inci Tümeni kurması ve 11’inci Tümen Komutanının karargâhıyla beraber Arıburnu cephesine katılması, her iki tümene birer kurmay subay atanması, Kuzey Grubunca uygun görülmektedir…” [8]

 

5’inci Ordu Komutanı bu değişiklik önerilerini yerinde bularak, 11’inci Tümenin 12’nci, 13’üncü, 15’inci ve 77’nci Alaylardan kurulmasını onaylamıştı. Ne var ki, mevzilerdeki güncel vaziyetin bu olanağa imkân tanımaması sebebiyle öncelikle 15’inci, 48’inci ve 77’nci Alaylardan kurulmasının daha uygun olacağı belirtilmiş ve 18 Ağustos 1915 tarihinde savunma mevzileri ve ara hatlarda bulunan birlikler üzerinde değişiklik yapılmasına dair emrini yayınlamıştı. Böylece Kireç Tepe muharebelerinin ardından Kuzey Grubu’nun Arıburnu bölgesindeki birliklerinin yeniden düzenlenmesi işleri de başlatılmış bulunuyordu. Bu sırada bazı değişiklikler de Anafartalar Grubu bölgesinde yapılmaya başlanmıştı. Grup Komutanı Albay Mustafa Kemal 20 Ağustos 1915 gününün sabahında, Abdurrahman Bayırı'ndaki 4’üncü Tümen Karargâhına giderek, Kocaçimen Grubu Komutanı Albay Ali Rıza’yı yanına çağırtarak bölgede yapılacak olan değişiklikler, alınacak tedbirler ve son değişiklikler hakkında gereken emirleri vermişti. Bu yeni durumu akşam saat 18.40 sıralarında 5’inci Ordu Komutanlığına bildirmişti. Bu yeni uygulamalara göre, 4‘üncü Tümenin sol kanadını Kurt Geçidi’nden (Kurt Gediği) geçirmek suretiyle cephesi daraltılmıştı. 7’nci Tümene gitmesi kararlaştırılmış olan 33’üncü Alayın 1’inci Taburu, lüzum olduğu takdirde 7’nci Tümenin sağ kanadına yetişebilmesi koşuluyla geçici bir süreliğine 4’üncü Tümenin yanında bırakılmıştı. Kocaçimen Grubu bölgesinde bulunan topların Şahin Tepe ve Pilav Tepe’deki İngiliz birliklerinin üzerindeki etkisinin tam olarak saptanabilmesi için test atışları yaptırılarak gözlenecek ve bu etkinin olumlu görülmesi halinde, bölgedeki topçunun artırılması yoluna gidilecekti. Bunlardan başka Abdal Bayırı'nda bir dayanak noktası yapılması için emirler verilmişti. Böylece 17 – 20 Ağustos 1915 tarihleri arasında nispeten durağan geçen muharebe şartlarında Türk tarafınca alınan önlemlerin sonunda; Anafartalar Grubu’nun sağ tarafı Kireç Tepe’den başlayarak İsmailoğlu Tepesi – Kayacık Deresi doğu sırtları – Abdurrahman Bayırı – Conkbayırı batı sırtları – Şahin Tepe güneyi hattında savunma düzeni ve tedbirler alınmıştı. Bu hat boyundaki Türk mevzileri her bakımdan İngiliz kuvvetlerine karşı üstün koşullar elde edilmesini sağlamıştı. Anafartalar cephesinin Despot Limanı’na kadar olan kesimindeki kıyılarda Türk kuvvetlerinin cephesinde düşman bulunmuyordu. Bu bölgede ve grubun sağ kanadında 9’uncu ve 6’ncı Tümenlerin varlığı güven veriyordu ve bu alanlarda çok kuvvetli önlem alınmıştı. Kuzey Grubu’nun sağ kanadı Düz Tepe’den başlıyordu ve Kanlısırt kısmındaki mevzi kaybının dışında hemen tüm hatları elinde tutuyordu. Bununla birlikte sol kanadını da Kayal Tepe’ye dayamış durumdaydı. Güney Grubu bölgesinde İngilizler Kirte’nin 1200 metre kadar güneyine sokulmuş olmalarına rağmen, Türk mevzileri bölgelerindeki her türlü taarruzu karşılayacak kuvvette bulunuyordu. Bu cephedeki tahkimata ve özellikle de topçu birliklerinin düzenine ayrı bir önem verilmişti.

 

Anafartalar bölgesinde 9’uncu İngiliz Kolordusunun başına vekâleten atanmış olan General de Lisle, buradaki birliklerin başına geçer geçmez kendisine genel karargâh tarafından verilen talimatlara göre davranmak zorundaydı. Ne var ki, General de Lisle kendisine verilen malumat ve talimatları, Seddülbahir’den onu almaya gelen muhripteki genel karargâha bağlı kurmay subaylardan almıştı. Bu bilgiler bölgede olan biteni tam olarak anlatmıyordu ve hatta talimatlar arasında da bazı yanıltıcı ifadeler bulunuyordu. Bu talimatlar verilirken General de Lisle’a, Yarımada’nın kuzey bölgesindeki İngiliz harekâtının yolunda gittiği ve birliklerin bu kesimde başarıya ulaşmış olduğu, Anzak Kolordusunun da kendisine veriler hedefler konusunda Sarı Bayır sırtlarında yapılması planlanan taarruzda başarılı olacak bir konumda bulunduğu söylenmişti. Bu bilgiler aktarılırken, General de Lisle’ın yalnızca Anafartalar bölgesindeki İngiliz birliklerinin harekâtına odaklanması gayesiyle Anzak kolordusunun kendisinden beklenen harekâta geçmesi için birkaç güne ihtiyacı olduğu ve bu yüzden bölgedeki 9’uncu Kolordu’nun öncelikle harekâta geçmesinin gerektiği bildirilmişti. Buradaki İngiliz birliklerinin harekâta geçmeden önce birkaç gün içinde düzenlenmesi gerektiği de kendisine iletilenler arasındaydı. General de Lisle’a verilen bilgiler ve talimatlar şu şekilde devam ediyordu; Türkler Anafartalar bölgesinde en kuvvetli olacak biçimde İsmailoğlu Tepesi ve Anafarta sırtlarını tutuyorlardı. Bununla birlikte yapılan keşifler sonucu Türklerin Küçük Anafarta Ovası’nda ileri karakolları ve keşif kollarından başka belirgin bir şekilde başka kuvvetlerine rastlanmamıştı. Ece Limanı’ndan Anafarta Limanı'na kadar olan kesimde Türkler yalnızca bir müfreze bulunduruyorlardı ve buraya kuvvetli bir tahkimat yapılmadığı gözlenmişti. Öncelikli olarak Küçük Anafarta hattı ve İsmailoğlu Tepesi’nin ele geçirilmesinin ardından, ikinci hedef olarak Anafarta sırtlarının ele geçirilmesi lazım geliyordu. Buradan, Anafarta Limanı’nın üzerinde oldukça etkili olan Türk topçu mevzileri ve gözetleme mevkilerinin ele geçirilmeleri tüm bölgenin güvenliği açısından kaçınılmaz bir öncelik olarak belirlenmişti. Türk kuvvetlerini bu imkânlardan yoksun bırakmak maksadıyla, mümkün olan en yüksek süratte ve fazla kuvvet bulundurarak bahsi geçen bölgenin kuşatılması gerekiyordu. Bu harekâta 11’inci İngiliz Tümeni, 29’uncu Tugayı eksik olan 10’uncu Tümen, 53’üncü Tümen katılacaktı ve ayrıca Mısır’dan gönderilen 2’nci Atlı Tümeninden 5000 askerin de bu 18 Ağustos tarihinde yetişmesiyle birlikte bu birliklere ve harekâta katılacaklardı. Ancak bu bilgilerle beraber şu da akılda tutulmalıydı ki, 9’uncu İngiliz Kolordusunun 10’uncu, 11’inci, 53’üncü ve 54’üncü Tümenlerine bağlı olarak Anafartalar kesiminde yapılan muharebelere katılmış olan 11 Tugay’ın sekizi ağır zayiata uğramış durumdaydı ve bu birlikler moral – motivasyon bakımından oldukça sarsılmış vaziyette bulunuyorlardı. Tüm bu şartlarla birlikte belirlenen hedeflere gecikmeden yapılacak bir taarruz söz konusu olursa, bu halde Anzak Kolordusundan ancak bir tugay kuvvetinde birlik sağlanabileceği ve bu kuvvetlerin bölgedeki 9’uncu Kolordunun sağ kanadında taarruza katılabileceği de söylenenler arasındaydı. İşte General de Lisle kendisine verilen bu bilgiler ve talimatlara göre süratle Anafartalar bölgesine gidecek ve en kısa zamanda taarruza ayrılacak kuvvetler hakkında ve bu taarruzun ne zaman yapılacağını bildirmek üzere kolordunun başına geçerek bir rapor hazırlayacaktı.

 

 

General de Lisle gereken keşifleri bizzat yaptıktan sonra bölgedeki vaziyeti hiç de iç açıcı bulmamıştı. Anafartalar’da yapılan toplantıda General Hamilton’a sunduğu ve üzerinde toplantı yapılan raporunda belirtilen tüm olumsuzluklarla birlikte yine de yapılacak işlere olumlu yaklaşmak istiyordu. Yine de kendisini hüsrana uğratan konular aklını meşgul ediyordu. Bölgedeki hırpalanmış durumdaki tugayların yanında güven duyabileceği ve sağlam gördüğü üç tugay da cephenin sol kanadını uzatmak maksadıyla gereksiz bir şekilde dağıtılmıştı. Ayrıca Mısır’dan gelmesi beklenen atlı birliğinden de hiçbir işaret alınamıyordu. Mısır’daki İngiliz kuvvetlerine komuta eden General John Maxwell, Hamilton’ın ısrarlı isteklerine rağmen bu birlikleri göndermek istemiyordu. Hamilton bu işe çok bozulmuş ve hiç sıkılmadan tekrar tekrar İngiltere’ye kuvvet talebinde bulunmuştu. Bunun üzerine bölgeye yakında düzenlenmesi düşünülen taarruz harekâtına en evvel yetiştirilmesi durumundaki 2’nci Atlı Tümeni hazırlanmış ve 18 Ağustos’ta 9’uncu Kolordu emrine yetiştirilmişti. Bu kuvvetler ancak beş taburluk bir piyade tugayına eşit sayıdaydı. General de Lisle bu görevin üstesinden gelebileceğini göstermek istiyordu. Tüm olumsuzlukları bir yana bırakarak, İngiliz Genel Karargâhına gayet olumlu karşılanabilecek bir rapor daha hazırlamıştı. Bu raporda, tasarlanan taarruzun başarılabilmesi için yeterli nedenlerin mevcut olduğunu ve Türk mevzilerinin yapılan her türlü tahkimata rağmen ele geçirilemez bir biçimde kuvvetli olmadığını bildirmişti. Hatta yapılan keşif çalışmalarına ait raporlar gözlendiğinde, Türk mevzilerinin önünde dikenli tellerin dâhi bulunmadığı belirtilmişti. Bunlarla birlikte en son General Hamilton’un birlik komutanlarıyla yapmış olduğu toplantının ardından her şekilde 21 Ağustos 1915 günü taarruz harekâtı yapılacaktı. General Hamilton’ın canını sıkan bir husus zihnini meşgul ediyordu. Anafarta sahillerinden doğu istikâmetine doğru uzanan arazi ve yollar görüşe açık olduğundan hiçbir şekilde gizlenme olanağı sağlamıyordu. Geriden ileriye doğru bu hatların gizleme olanağı sağlamamasından Türk topçusu fazlaca faydalanıyordu. İleri harekât işte bu etkili Türk topçu ateşinin altında yapılmak zorundaydı. Bu koşullar altında zayiatı azaltmak için General Hamilton’ın aklına taarruzun gece yapılması fikri gelmişti ama birlik komutanları bu fikre hiç de sıcak bakmamışlardı. Onlara göre, birliklerdeki askerler bir gece harekâtında gereken iş birliğini sağlayacak düzeyde eğitim ve tecrübeye sahip değillerdi. Bu koşullarda yapılacak bir gece taarruzu hüsranla sonuçlanabilirdi. Bu görüşlerin alınması üzerine derhal gece taarruzu fikrinden vazgeçilmişti. General Hamilton için taarruzun belirlenen ölçülere göre yapılacak olması ve birlik komutanlarında görülmeye başlanan isteklilik gayet memnuniyet vericiydi. Bununla birlikte daha önce bir taarruz yapılması konusunda her zaman aceleci davranan Hamilton, bu defa daha temkinli bir tutum sergilemeye başlamış ve birliklerini gereksiz risklerden uzak tutmak ve onları güvenlik altında tutmak yönünde görüşler üretmeye başlamıştı. Hamilton tüm olumlu geçen havaya bir katkı daha yapmayı arzulamıştı. İsmailoğlu Tepesi ve kuzeyindeki Yusufçuk Tepe’nin ele geçirilecek olması, 9’uncu İngiliz Kolordusu için bundan sonraki adımlarda büyük avantaj elde edilmesi anlamını taşıyordu. Bu yüzden Hamilton, 18 Ağustos akşamı mevcut birliklerin başarısından kuşku duyulmaması ve işi biraz da garantiye almak maksadıyla bir girişimde daha bulunmuştu. Mevcut birlikler 29’uncu Tümenin iki tugayı ile desteklenecekti. Artık sırada General de Lisle’ın hazırlayacağı taarruz planı vardı.

 

General de Lisle gelinen en son durumda zihninde taslak olarak oluşturduğu taarruz planından bahsetmişti. Buna göre İsmailoğlu Tepe üzerine sınırlı bir taarruz yapmaktansa bir defada sonuca gitmek üzere bütün cephede genel bir harekâta geçmeyi düşünüyordu. General Hamilton bu fikre hiç gecikmeden olumsuz yanıt vermişti. Böyle bir harekât için zaman kaybedilmişti. Bu tür bir plan ile tüm birlikleri riske atmak ve genel durumu tehlikeye atmak istemiyordu. Genel olarak düşüncelerin ortaya konulmasının ardından İngiliz taarruzu için oluşturulan plan, sonunda ana hatlarına sahip olmuştu. Taarruz önceden kararlaştırıldığı gibi 21 Ağustos 1915 günü yarım saatlik bir topçu ateşinden sonra saat tam 15.00’te başlayacaktı. 9’uncu Kolordu’nun 11’inci Tümeni İsmailoğlu Tepesi ve güney kısmına taarruz edecekti. 29’uncu Tümen, Yusufçuk Tepe ve güneyine taarruz edecekti. 53’üncü ve 54’üncü Tümenler Sülecik’ten Kireç Tepe’ye kadar olan cephede bir yoklama taarruzu yapacaklar, bu ilerleme sırasında meydana gelebilecek her türlü fırsat değerlendirilecek ve bu şekilde sürekli arazi kazanılmaya çalışılacaktı. 2’nci Atlı Tümeni Lalababa’da, 10’uncu Tümen ise Softa Tepe kesiminde ihtiyatta bulunacaktı. Anzak kolordusundan Damakçılık Bayırı yakınlarındaki dokuz taburdan oluşan (toplamı yaklaşık 3000 kişi kadar kalmıştı) bir kuvvetle Kayacık Ağılı – Susak Kuyusu hattına taarruz edecekti. Harekât, 9’uncu Kolordunun ve Anzak Kolordusunun sol kanadındaki kuvvetlere ait çeşitli cins ve çaplarda 85 top ile desteklenecekti. Yine su üstü topçu desteği de bu harekâtı destekleyenler arasında olacaktı. Anafarta Limanı’ndaki Swiftsure zırhlısı, üç kruvazör ve muhrip bu görevi üstlenmişti. 11’inci ve 29’uncu Tümenler hedeflerine ulaşarak buralarını ele geçirdikten sonra, 10’uncu Tümenden takviyeli bir tugay ilerdeki birliklerin üzerinden geçerek İbrikçe dolayına kadar ilerleyecekler ve burada bir ileri mevzi tutacaklardı.

 

General de Lisle tarafından hazırlanan ve genel karargâh tarafından onaylanan taarruz emri 20 Ağustos 1915 günü saat 15.00 ‘te yayımlanmıştı. Aslında bu emir biraz daha detaylı idi. Piyade taarruzu yapılacak olan yarım saatlik bombardımanın ardından iki safha halinde gerçekleştirilecekti. Birinci safhada, 11’inci Tümenin dört taburu Azmak Dere’nin kuzeyinden, İsmailoğlu Tepesi’nin batısındaki Hetman Çayırlarına doğru uzanmakta olan dar bir siper hattını ele geçireceklerdi. Bununla birlikte, bu mevziden doğu istikâmetine doğru İsmailoğlu Tepesi’ndeki mevzilere giden ulaşım hattı kesilecekti. Yarım saatlik bombardımanın ardından saat 15.00’de yapılacak bu girişimin ardından 15.30’da ikinci safha başlayacak ve 11’inci Tümenin kalan kısımları taarruza başlayarak İsmailoğlu Tepesi’ni ele geçireceklerdi. Seddülbahir bölgesinden gelen 29’uncu Tümen birlikleri eş zamanlı olarak Yusufçuk Tepe (Scimitar Hill) ve güneyi hattına taarruza geçeceklerdi. İngiliz kolordusunun ihtiyat kuvvetleri komutanı olarak görevlendirilen General Peyton, 2’nci Atlı Tümeni ile birlikte, Türk savunmasının dikkati kendi kısımlarındaki harekâta çevrildiğinde, Lalababa’dan Mestan Tepe’ye ilerleyeceklerdi. Anzak Kolordusundan taarruza katılacak olan birliklere General Cox komuta ediyordu ve bu birlikler, kendilerine büyük zorluklar çıkartma ihtimali yüksek olan, fundalıklarla kaplı Bomba Tepe üzerine taarruza geçeceklerdi.

 

“Anafartalar’a yapılan ilk çıkarmanın üzerinden sadece on gün gibi bir zaman geçmişti, dolayısıyla karaya çıkışla ilgili düzenlemeler ilkel bir düzeydeydi. Küçük bir iskele vardı ama tamamlanmamıştı ve buradan tepeye doğru dürüst bir yol yoktu. Şafağın ilk ışıklarıyla sadece soluk bir şekilde aydınlanan siluet top patlamalarıyla bezenmekteydi ve arada bir gemimizin yakınlarında suya bir top mermisi düşmekteydi. Karaya çıkışlar yedekte çekilen ve birlikleri nakliye gemisinden kıyıya yaptıkları kısa seyahatte korumak için ambar ağızları top mermisine dayanıklı kapaklarla kapatılan mavnalarla gerçekleştirilmekteydi. Gemi Türk toplarının tamamen menzilinde bulunan kıyıdan gerektiği kadar açıkta tutulmaktaydı. Karaya çıkınca top ateşine bir miktar koruma sağlayacak bir mevziye yerleştirildik. Fakat adamlarımıza derhal işe koyularak sonraki gece için siper kazma emri verildi. Küçük bir aletle kolayca yapılabilecek bir iş değildi bu, çünkü azıcık toprakla örtülmüş kayalıktan başka bir şey olamayan bir arazide yeterli koruma sağlayacak büyüklükte bir tümsek oluşturmak zordur. Emir erimle birlikte bir kayanın arkasında muhteşem bir çukur kazdık. Ortak çabayla lüks ve korunaklı bir villa rezidans yaptık ve gururla taşa “Savaş Manzarası” adını kazıdık…” 2’nci Süvari Tümeninden Yüzbaşı William Wedgwood [9]

 

21 Ağustos 1915 günü taarruz yapmak için hazırlıklarını sürdüren İngiliz Kolordusu’nun karşısında bulunan Türk kuvvetleri de, öncelikle bulunduğu hatların kuvvetini artırmak için tahkimat çalışmaları yapıyorlardı. Aynı zamanda bölgedeki İngiliz birliklerinin kuvvet dağılımına göre Türk savunması da hatlarında denge kurmaya ve boşluk bırakmamaya çalışıyordu. Kireç Tepe Sırtları ve Kükürtlü Pınar(dâhil) arasını 5’inci Tümen savunuyordu. Kükürtlü Pınar (hariç) – Eğri Kulak (Hariç - İsmailoğlu Tepesi güney batısı) arasında 12’nci Tümen bulunuyordu. Yayvan Tepe’den Çamcık Pınarı’na kadar, Abdurrahman Bayırı’nda olan bölgede ise 4’üncü Tümen vardı.* Çamcık Pınarı’ndan Şahin Sırtı’na (Dâhil) kadar olan bölgede 8’inci Tümen mevzilenmiş durumdaydı. Anafartalar Grubu ihtiyatı olarak, 9’uncu Tümen iki alayı ile Turşun Köy’ün kuzey batısı bölgesinde, 6’ncı Tümen ise yine iki alayı ile Sivli Köyü bölgesinde bulunuyorlardı. 16’sı Sahra Topu, 14’ü Dağ Topu ve 2’si de Obüs olmak üzere 32 toptan oluşan Anafartalar Grubunun topçu kuvveti Kireç Tepe bölgesinde mevzilenmişti. 12’nci Tümen cephesinde 20’si sahra, 8’i dağ, 11 tanesi çeşitli çaplarda olmak üzere ağır top olmak üzere 39 adet top bulunuyordu. Anafartalar Grubu’nun güney kanadında ise 7’nci, 4’üncü, 8’inci Tümenlere bağlı 8’i sahra, 16’sı dağ ve 2’si 15 santimetrelik obüs olmak üzere 26 top bulunuyordu. Anafartalar Grubu birkaç günlük nispeten sessiz geçen günü çok iyi değerlendirmiş, birlikleri düzenli ve tertipli olmak üzere manevi açıdan da oldukça donanmış bir vaziyette savunma görevlerine hazır bir biçimde sessizce beklemeye başlamışlardı.

 

*4’üncü Tümen 21 Ağustos 1915 muharebelerine doğrudan katılmamıştı.

 

İngilizlerin muharebe yığınağı için yaptıkları faaliyetler gittikçe hız kazanmış ve onlar da taarruz için hazırlanmışlardı. Bu yığınak faaliyetleri hâkim tepeleri tutmakta olan Türk kuvvetlerinin gözü önünde yapılmıştı. Bu yüzden Türk kuvvetleri 21 Ağustos 1915 sabahı cereyan eden hareketlilikten bugün bir şeyler olacağı konusunda oldukça dikkatli bir gözlem yapmaya başlamışlardı. Bununla birlikte yığıntı haline gelmiş olan İngiliz birliklerinin bulunduğu bölgelere rastgele Türk Topçu ateşi de açılmaya başlanmıştı. Hedefler kalabalık bir biçimde tespit edildikçe Türk tarafının topçu ateşi de artmaya başlamıştı. Öğlen vaktine doğru Anafartalar Ovası’nda gittikçe yoğunlaşan bir sis hali görülmeye başlanmıştı. Bu sis örtüsü ilginç bir şekilde her iki tarafı da birbirinden gizliyordu.

 

“Öğleden sonra 13’te General Braithwaite, Yarbay Aspinall, Yüzbaşı Dawney, Yüzbaşı Deedes, General Ellison, Yüzbaşı Maitland ve Yüzbaşı Pollen ile birlikte Suvla’ya hareket ettim. İlk kez bu derece geniş kadroda bir kurmay heyetini bir savaş amacıyla topladım. Karakol Dağa tırmanıp alana kuşbakışı baktım. Bugüne kadar hava ve bulutlar karşısında hiç böylesine talihsiz olmamıştık. Güneş ışıkları altında düşman mevzileri ve top bataryaları nokta nokta sayılabilirken, bir sis Türk mevzilerini kapatmış ve seçilemez duruma getirmişti…” General Ian Hamilton [10]

 

“Tabiatın garip bir oyunuyla Anafartalar limanı ve ova tuhaf bir sise büründü… Tam bir kötü şanstı bu, çünkü yüz günün doksan dokuzunda olacağı üzere, düşman nişancılarının gözlerinin alçalan güneşle kamaşmasını ve akşam güneşinin Türk siperlerini fevkalade bir netlikle açığa çıkarmasını bekliyorduk. Şu bir gerçek ki, bu öğleden sonra düşmanı güçlükle seçebiliyorduk... General Ian Hamilton [11]

 

İngiliz resmi tarih yayınında ise bu sis hadisesi şu şekilde anlatılmaktadır;

 

“Serin bir geceyi takip eden 21 Ağustos sabahında yine sıkıntılı bir sıcak ortalığı kaplamıştı. Karşı Türk siperleri her mıntıkada 700 yardadan daha aşağı değildi; fakat gün doğar doğmaz, Türkler beklenenin tersine müteyakkız bir vaziyette bulunduklarından İngiliz siperlerindeki her hareket büyük bir ateş sağanağı ile karşılandı. Saat 1 sonradan biraz sonra Başkomutan İmroz’dan Suvla’ya gelerek muharebeyi takip etmek üzere karargâhını kolordu karargâhının yukarısındaki sırtlara kurdu. Taarruzun öğleden sonra yapılmasının sebeplerinden başlıcası, güneşi ilerleyen piyadenin arkasına almaktı. Öğleden sonra güneşin İngiliz topçusuna yardım edeceği ve buna karşılık Türk savunma topçusunun gözlerinin kamaştırarak görüşünü azaltacağı ümit edilmekteydi. Fakat tabiat da Türklerle beraber olarak İngilizlere karşı muharebe etmekteydi. Çünkü öğleden biraz sonra güneş, mevsimsiz bulutların arasına girerek kayboldu ve hafif bir sis tabakası Suvla ovasından kalkarak Türk siperlerini gizlemek için, Türk tarafına geçti…” [12]

 

 

İngiliz topçu hazırlık ateşi 21 Ağustos 1915 günü saat 14.30’da başlatılmıştı ama bu ateşlerin çok fazla etkisi olmamıştı. İngiliz obüslerinin pek çoğu isabetsiz atışlar yapmışlardı. Bazı toplar ise daha atışların başlamasından hemen sonra arıza göstermişlerdi. Deniz üstünden Swiftsure zırhlısı ile yapılan topçu ateşi de fazla tesirli olmuyordu. Türk topçusu ise bu ateşlere mukabele ederken, ağır topçu atışlarını başlarda genel olarak 29’uncu İngiliz Tümeni’nin bulunduğu alana toplamışlardı. Bu taarruz günü için hazırlanan emirlere göre 11’inci İngiliz Tümeni saat 15.00’te ve sol taraflarındaki 29’uncu Tümen ise 15.30’da ilerlemeye başlayacaktı. Anzak Kolordusunun sol kanadında Bomba Tepe üzerine ilerleyerek bu taarruza katılacak olan tugay da saat 15.00’te ilerlemeye başlayacak ve 11’inci Tümen ile irtibat tesis edecekti. 21 Ağustos günü henüz öğleden önce Anzak Kolordusu Komutanı General Birdwood ile 9’uncu İngiliz Kolordusu Komutanı General de Lisle bir anlaşmaya varmışlardı. 9’uncu Kolordu cephesindeki topçu ateşlerini çok yoğun tutmak maksadıyla bazı Anzak bataryaları ateşlerini en başta İsmailoğlu Tepesi ve Yusufçuk Tepe üzerine yönelteceklerdi. Bu ateşler daha sonrasında Anzak Tugayı’nın kendi hedeflerine doğru yöneltilecekti. Bu sebeple Anzak’ların ilerlemesi en başta olduğu gibi yapılmayacak ve yarım saat tehir edilmiş olacaktı. Bu anlaşma beraberinde bazı sakıncalar getiriyordu. Bunların en önemlisi ise 11’inci Tümen’in ilerleyişi sırasında Anzak Tugayının da ilerlemesi yapılmayacağından Türk savunmasındaki toplar ateşlerini bu tümen üzerine toplayacaklardı. Bunun üzerine general de Lisle son anda bir değişikliğe giderek, 11’inci Tümenin ileri harekâtı sırasında siperlerinden çıkmalarıyla birlikte, 86’ncı ve 87’nci Tugaylardan birer bölük ilerleyerek İngiliz siperlerinin 450-500 metre kadar ilerisinde mevzi alacaklardı. Bu değişiklik emri tam da 11’inci Tümen’in harekâtına başlayacağı sırada gelmişti. 11’inci Tümen’in ileri hareketi başlar başlamaz ilk görevi, karşısındaki Azmak Dere’den Hetman Çayırı’na doğru uzanan bir Türk siperini ele geçirmekti. Bu siper hattının Hetman Çayırı’ndan başlayarak doğuya doğru uzanan ve İsmailoğlu Tepesi’nin eteklerindeki bir başka siperle birleşen ulaştırma yolu vardı. Sağ tarafta 34’üncü Tugayın iki taburu cephelerindeki Türk siperlerinin güneydeki yarısını ele geçirecekler ve birleşeceklerdi. Bu ilk görevin sonrasında da Azmak Dere’nin en güney kenarında bulunan Anzak birlikleri ile irtibat sağlamak üzere muharebe keşif kolları gönderecekti. 32’nci Tugay’dan iki taburluk bir kuvvet ise yukarıda bahsi geçen siperlerin kuzey yönünde olan kısımlarına hücum edeceklerdi. Bu siperler ele geçirildikten hemen sonra doğuya doğru uzanan ulaştırma siperlerini ve neticede ise İsmailoğlu Tepesi’nin eteklerindeki siperleri zapt edeceklerdi. 32’nci Tugay bu görevi biraz zorlukla gerçekleştirebilecekti zira cephelerindeki Türk siperleri kendi siperlerine paralel olarak uzanmıyordu. Üstelik çok fazla fundalık ve çalılıklar yüzünden tam olarak durumu da belli değildi. Bu hedefe taarruz edebilmek için birlikler siperlerinden çıktıktan sonra bir dönüş hareketi yapmak zorundaydılar. Bu zorluktan dolayı kanat kısmında bulunan 6/Yorkshire Taburu irtibat birliği olarak belirlenmişti. Bu harekâtı Pırnar Tepe’de mevzilendirilmiş olan 22 adet makineli tüfek destekleyecekti. Harekâtın başında belirlenmiş olan bu ilk hedefler alınarak İsmailoğlu Tepesi’ne yaklaştıktan sonra 32’nci Tugay’ın kalan iki taburu 33’üncü Tugayın da himayesi ile tepeye hücuma geçeceklerdi.

 

“Öğleden sonra saat biri geçmişti. Tepemizden inleyerek iki obüs mermisi geçti. Az solumuzda beşinci bölüğün üzerine düştü. Merminin biri siperin önünde, biri arkasında patladı. Müthiş bir tarraka ile ortalığı toza, dumana boğdu. Obüsler öteki toplardan farklı. Topun patladığını işitmiyoruz. Sağ cenahtan bir yerden geliyor. Yalnız mermiler üstümüzden geçerken kalın bir düdük sesi çıkarıyorlar, acayip bir ses. Sonra düşüyor, müthiş bir cayırtı ile patlıyor. İsabet ettiği yeri harap ediyor. Allah orada bulunanların yardımcısı olsun. Tam da Menteş Tepe’yi işaret noktası seçmişler. Ondan öte taraftaki siperler, müthiş top ateşi altında. İş sahiden ciddi bir muharebe şeklini alıyor. Topların, düşen güllelerin ardı arkası kesilmiyor. İsmail Efendi; ‘İş fenaya sarıyor, ben gideyim’ dedi ve gitti. Kıtası başında bulunması lazım. Obüs gülleleri o kadar sıklaştı ki, arası kesilmeyen bir gök gürültüsü halini aldı. Çok şükür ki benim bulunduğum yere pek düşmüyorlar. En çok otuz metre kadar soluma ki, burası da benim takımın son kısmı bulunuyor. Oradan itibaren sola doğru toz, duman, gürültü, velvele, ölüm ve kıyamet. Tozdan, dumandan bir şey görülmüyor. Bombardıman edilen saha nereye kadar devam ediyor, fark edemiyorum. Bir müddet sonra arkada, ihtiyatta bulunan üçüncü taburun bölükleri gelmeye başladı. Bunlar tahrip edilen siperlerdeki boşluklara sevk ediliyor ama bombardıman hâlâ devam ettiğinden çoğu bizim siperlere gelip dolmaya başladı. Sımsıkışık bir hale geldik. Kıpırdanacak durumumuz kalmadı, yığın halindeyiz. Bin müşkülatla bunların bir kısmını çıkarıp, gönderebildim. Zaten bu bombardıman altında oraya tekrar ölsün diye asker göndermek manasız. Biraz geride hazır dururlar. Anlaşıldı ki, düşman taarruz edecek. Top ateşini kesince, takviyeler hemen oraya geçebilirler. Top ateşinin başladığı da hemen iki saat oldu. Hâlâ devam ediyor…” [13]

 

 

Türk savunmasının siper tahkimatı oldukça sağlam bir hale getirildiğinden ve bombardıman sırasında bu siperlerde gözcüler ve bazı avcı erlerinin dışında genel olarak askerler korunaklı alanlara çekildiğinden, İngiliz kara ve deniz topçusunun ateşleri çok fazla yıpratıcı olmamıştı. 34’üncü İngiliz Tugayı’nın sağ kanadında 5/Dorset Taburu ve 9/Lancashire Fusiliers Taburu ileri hareketlerinde asker olarak fazla zayiat vermeksizin hedeflerine ulaşabilmişlerdi ama bu taarruz sırasında yedi subaydan beşini kaybetmişlerdi. Ele geçirilen siperlerde Türk savunmasından fazla asker görünmüyordu ve işlerin rahat yürüyeceği sanılmıştı ama İngilizler bu siperleri takviye etme ve tahkim işlerine geçmek istedikleri sırada Azmak Dere güneyinden çok şiddetli ateşle karşılaşmışlardı. Anzak Tugayı ile temas edilmesi gerekiyordu ve bunun için bir keşif kolu çıkarılmıştı. Ne var ki, Anzak birlikleri henüz ilerlememiş olduklarından bu keşif kolları geri dönmek zorunda kalmışlardı. Türk savunması bu kanatta siperlerini geri alabilmek için karşı saldırıya geçemeye başladıkları için, 34’üncü İngiliz Tugayının büyük bir kısmı buraya yardım için gönderilmişti. Tugayın sol kanadında ise işler biraz daha karışıktı. 6/Yorkshire ve Lancaster Taburları hareketlerine başladıklarında çok şiddetli bir şekilde ateş altında kalmışlardı. 6/Yorkshire Taburunun bütün subayları daha ilk anda kaybedilmişlerdi. Bu tabur karşılarına çıkan çitler ve bahçe duvarı gibi engellerle karşılaşınca olması gerektiği yerden daha sola sapmak durumunda kalmıştı. Bu hareket ister istemez Lancaster ve York Taburlarına da yansımıştı ve bu birlikler de hedeflerinin biraz daha kuzey yönüne sapmak zorunda kalmışlardı. Birlikler çok ağır bir ateş altında kalmışlar ve fazlaca zayiat vermişlerdi. Bu kayıplar nedeniyle taarruz küçük parçalara ayrılmış durumdaki birliklere kalmıştı ve etkisiz olmaya başlamıştı. Burada karşılaşılan güçlüklerin etkisiz bıraktığı birliklere yardım için 8/West Riding ve 9/Yorkshire Taburları hızlıca ilerleyerek ilk hedefleri ele geçirmek istemişlerdi ama bunlar da ister istemez sola kaydıklarından, kendilerini Hetman Çayırı’nın kuzey tarafında buluvermişlerdi. En azından bu kesimden ulaştırma siperlerine taarruza geçmek istedilerse de, siperler artık kuvvetli bir şekilde Türk savunması tarafından işgal edildiği için büyük bir mukavemetle karşılaşmışlardı. Bu durumda İngiliz birliklerinin geri çekilmekten başka yapabilecekleri bir şey kalmamıştı. Öyle de yapmışlar ve Mestan Tepe’nin güney yamaçlarına dönmüşlerdi. 32’ci Tugay’a destek veren 33’üncü Tugay saat 15.00’i biraz geçtikten sonra Lalababa’dan (Lale Baba) harekete geçmişti. Tuzla Gölü’nün güney kenarından hareket eden bu tugaya ait birlikler, yürüyüşleri sırasında Türk topçu ateşinin etkisine girmişlerdi ve bu yürüyüş sırasında oldukça fazla zayiat vermişlerdi. Daha fazla kayıp vermemek için geriden gelen iki tabur güney yönüne doğru ilerletilmişti. Böyle olunca da bu taburlardaki askerlerin çoğu 34’üncü Tugay ile birleşmişlerdi. En geriden hareket etmiş olan 9/Sherwood Fusiliers Taburuna mensup birlikler hiçbir tarafa sapmadan doğruca ilerleyerek Hetman Çayırı yakınlarında ve kuzey kenarındaki tahkim edilmiş bir Türk siperine taarruza geçmişlerdi. Buradaki siperi ele geçirmek için çok büyük azim göstermişlerse de, fazla zayiat vermişler ve geri atılmışlardı. Bu taburun komutanı ve yardımcısı da hayatlarını kaybetmişlerdi. Diğer bir tabur olan 6/Border Regiment’in iki bölük kadar olan birliği de ulaştırma siperlerine saldırıya geçmişler ama bunlar da Türk savunmasının katı inatçılığı ile ağır zayiat vererek geri atılmışlardı. Bu taburun da komutanı saf dışı kalmış ve birlik karışık bir vaziyette geriye çekilmeye mecbur bırakılmıştı.

 

“Derin ve tozlu siperde popolarımızın üstüne çökmüş, hayal edilebilecek en dehşet verici gürültüyü dinlerken gözünüzde canlandırmalısınız bizi. Arkamızda büyük toplarımız gürüldüyor. Üstümüzde top mermileri havayı yırtıyor ve önümüzde yukarı doğru uzayan bütün bir vadi boyunca patlamaların gürültüsü kulakları sağır ediyor. Bir yerlerde (bize her şey çok muğlak bir şekilde anlatıldı) bugün zapt edilmesi gereken üç sıra Türk siperi var. Fakat vadi geniş ve sık çalılıklarla kaplı ve düşman yerini gizlemekte çok becerikli. Fark etmez! Bu korkunç bombardıman onu kesinlikle sindirir ve ilerlemek kolaylaşır. O yüzden oturup dinliyor ve sıra sıra İngiliz Tommyleri* halinde o siperlere doğru atılacağımız saatin gelmesini bekliyoruz. Yelkovanın ağır ağır üçe doğru ilerleyişini izlediğimiz sırada hissettiğimiz duyguları hayal edebiliyor musunuz? Sadece on dakika kaldı. Şimdi sadece yedi. O yelkovan buçuğa gelince ne olacağız peki?.. Ve işte o an geldi. Bir düdük ötüyor. –onca saattir kalkan diye bildiğimiz, güven veren toprak siperin üstüne tırmanış ve vadi önümüzde. Hava her yandan görünmez ölümle dolu…” Teğmen Priestman, 6/York & Lancaster [14]

 

 

*Bu tanım hakkında şöyle denilmektedir… “Halk arasında İngiliz askerlerine verilen ortak isim: Tommy Atkins. Özellikle 1. Dünya Savaşı’ndaki İngiliz askerlerini ifade eden, “Mehmetçik” benzeri bir lakap. 19. Yüzyılda büyük kahramanlık gösteren gerçek bir askerin isminden mülhem olduğu söylenir… [15]

 

29’uncu İngiliz Tümenine ait birliklerin hedeflerine ait planları uygulamak için zamanı gelmişti. 112 Rakımlı Tepe’yi ele geçireceklerdi. Bu tepe İsmailoğlu Tepesi’nin biraz kuzey kısmında ve Anafarta Sırtının bitim noktasında oldukça belirgin bir hedefti.* bu nokta Türk savunması tarafından çok iyi tahkim olunmakla birlikte, İngiliz hatları ile arasındaki mesafe yaklaşık 1400-1500 metre kadardı. Türk cephe hattı ise cephenin biraz ilerisinde ve İngiliz hatlarının 900-1000 metre kadar mesafesindeydi. Bu tepeyi elde etmek isteyen İngiliz birliklerinin Türk ön cephesine varmak için oldukça geniş, taşlık ve çalılıklarla örtülü bir açık alanda ilerlemek zorundaydılar. Bu hedefe taarruz etmek için 29’uncu İngiliz Tümeninden 1/Royal Munster Fusiliers Taburu birinci hatta ilerleyecek, 1/Lancashire Taburu tarafından destekleneceklerdi. 2/Royal Fusiliers Taburu bu birlikleri ihtiyat olarak takip edecekti. Dublin Fusiliers Taburu ise İngiliz cephe hattının gerisinde bulunacaktı. İngiliz topçusunun hazırlık ateşi sırasında ve devamında 86’ncı Tugay açıkta olduğundan, Türk topçu ateşine maruz kalmıştı. Böylelikle henüz ileri hareketlerine girişmeden kayıpları olmaya başlamıştı. Saat 15.00’i biraz geçtikten sonra 1/Royal Munster Fusiliers Taburunun birinci hattaki bölüğü tugay cephesinin sağ kanadından ilerlemeye başlamıştı. Bu sıralarda Mestan Tepe’nin karşısında bulunan çalılık bölge Türk topçu ateşinin tesiri ile yanmaya başladı. Bu alevler bir anlamda çıkardıkları dumanlar ile İngiliz harekâtını bir ölçüde örtmeye yaramıştı. Saat 15.30 sırasında aynı taburdan iki bölük kuvvetinde asker de ilerlemeye başlamışlardı ama bu hareketleri sırasında Hetman Çayırı’nda bulunan Türk siperlerinden gelen yan ateşlerine maruz kalmışlardı. Üstelik yanmakta olan çalılıklar bu ilerleme sırasında kargaşaya sebep olmuştu. Bu birlikler çok fazla kayıp verdiklerinden çok az bir kısmı olağanüstü bir çaba ile daha ilerdeki askerlere yetişebilmişlerdi. Sonrasında taburun dördüncü bölüğü de ilerlemeye kalkışmış ama o kadar çok kayba uğramışlardı ki, hareketlerinden beş dakika kadar sonrasında bu bölük tamamen durmak zorunda kalmıştı. Bu ilerleme hareketini yakından takip etmekte olan 1/Lancashire Piyadeleri de aynı akıbete uğramışlar ve hemen hiçbir şey yapamamışlardı. Saat 16.30 olduğunda 86’ncı İngiliz Tugayı’nın hiçbir kısmı Türk hatlarına 500 metreden daha fazla yaklaşamamışlardı.

 

*Bu tepe İngiliz haritalarında İsmailoğlu Tepesi’nin (W Hills) kuzeyde en yüksek tepesi olarak da gösterilmektedir. [16]

 

 

87’nci Tugayın hedefi Yusufçuk Tepe (Scimitar Hill) idi. Yusufçuk Tepe 35’inci Türk Alayı’nın 2’nci Taburu tarafından savunuluyordu. Bu tugayın taarruzu başlangıç zamanında biraz umut verici gibi görünmüştü. Bu tepe üzerine kurulmuş olan Türk siperlerinin ele geçirilmesi oldukça güç görünüyordu. Tepenin zirvesi hilâl şeklinde, bir ucundan diğerine yaklaşık 350-400 metre kadardı. Tepenin en kuzeyindeki nokta platonun hâkim yeriydi. Bununla birlikte, bu platoyu 112 Rakımlı Tepe tarafından olduğu gibi ateş altına almak mümkün olduğundan Türk savunması avantajlıydı. Hedeflenen bu kesime tugayın 1/Royal Inniskilling Taburu taarruz edecekti ve bu birliği 1/ Border Regiment Taburu yakından takip ederek destekleyecekti. Bu birliklerin taarruzuyla tepe ele geçirilir geçirilmez gözler 112 Rakımlı Tepe istikâmetine çevrilecek ve 86’ncı Tugayın ilk hatta taarruz eden birlikleri bu tepe üzerinde göründüğünde 2/ South Wales Borderers birlikleri ilerleyerek iç kısımlara doğru uzanan yamaçları ele geçireceklerdi. 1/King’s Own Scottish Borders birlikleri İngiliz siperlerinde bırakılmıştı. Saat 15.30 sıralarında şiddetli bir makineli tüfek ateşinin desteği ile birlikte 1/Royal Inniskilling Taburunun bir bölüğü tepe istikametinde ileri hareketlerine başlamışlardı. Bu bölükten istenen, tepenin eteklerine vardıklarında buradan bir ateş perdesi oluşturarak Türk siperlerini oyalaması ve bu şekilde arkadan ilerleyecek olan taburun geri kalan kısmının ilerlemesini kolaylaştırmaktı. Gerçekten de az bir zayiatla bu bölük kendisine verilen görevi yapmak için ileri atılmış ve hemen ardından da taburun diğer bölükleri harekete geçmişlerdi. Yanlarından aldıkları şiddetli ateş etkisine rağmen kararlı bir şekilde ilerleyen bu birlikler kısa bir süre sonra tepeye ulaşmışlardı. Ne var ki, Anafarta Sırtı tarafından gelen ve tepeyi tamamen etkisi altına alan piyade tüfeği ve makineli tüfek ateşleri altında bu kesimde dayanabilmek pek mümkün gibi görünmüyordu. Çok kısa bir süre sonra da artık bu kısımda kalmak çok fazla kayıp verilmesine sebep olmuş ve İngilizlerin taarruzu bu şekilde kırılmıştı. Bu taarruza kalkan birlikler mecburen geriye doğru çekilmeye başlamışlardı. Yine de bu geriye doğru akan askerler yarı yolda durdurularak tekrar taarruz etmeleri için yönlendirilmişlerdi. Bu durumun ardından 1/Border Regiment Taburu ve 1/Royal Inniskilling Taburu ile eş zamanlı olarak yeniden ileri atılmışlar ve tepeyi almaya çalışmışlardı. Bu çabalar sonunda tepenin yalnızca batı yamaçlarına kadar bu taarruz biraz ilerletilebilmişti ama taarruza katılan subaylardan çok azı hayatta kalabilmişti. Bu zor zaman içinde 9’uncu Kolordu’dan 29’uncu Tümen Komutanı General Marshall’a bir emir gelmişti. Bu emirde 2’nci Atlı Tümeni’nin ileriye sevk edildiği ve 29’uncu Tümenin sorumluluğundaki hedefi ele geçirmek için görevlendirilmiş olduğu belirtilmişti. Bunun üzerine General Marshall, taarruza kalkan tugaylara bir emir göndererek hazırlıklı durumda olmalarını ve adı geçen tümenin mıntıkaya varmasıyla beraber taarruzun yenilenmesini bildirmişti.

 

 

2’nci Atlı Tümeni akşam vaktinden itibaren Lalababa’nın gerisinde toplanmış durumdaydı. 21 Ağustos taarruzu ile ilgili olarak bu tümene olduğu yerde kalması ve daha sonra Pırnar Tepe istikâmetine doğru ilerlemesi söylenmişti. Aslında bu tümene verilen sorumluluk, görece diğer birliklerden çok daha kolay gibi görünüyordu. 29’uncu Tümen 112 Rakımlı Tepe’yi ve Yusufçuk Tepe’yi almak için taarruza geçtiği sıralarda kendileri Pırnar Tepe gerisinde hazır bulunacaklardı. Bu tepeler alındıktan sonra ise doğruca İbrikçe ile Abanoz Tepe hattına ilerleyeceklerdi. Biner kişiden oluşan beş tabur ile ilerlemeye başlayan bu birlikler Tuzla Gölü’nün güneyinden açığa çıkamaya başladıklarında, Türk topçusunun hedefi haline gelmişlerdi. [17] Buna rağmen bu redif birlikleri inat edercesine yanaşık düzen kolunda ilerlemeye devam ederek saat 17.00 sıralarında bütün tümen Pırnar Tepe’ye varmıştı. Bu kritik sahayı geçerken karşılaşılan Türk topçu ateşlerinde mermiler oldukça yüksek noktalarda infilak ettiklerinden bir iki taburun birlikleri hariç olmak üzere genel olarak fazla bir kayıp yaşanmamıştı. Yarbay T. A. Wight – Boycott komutasındaki Warwickshire Yeomanry birliği 300 kişi olan mevcudundan bir subayını ve 50 erini kaybetmişti. Gloucestershire Hussars birliğinde ise Yarbay W. H. Playne ağır yaralı olarak düşmüş ve birlik 61 subay ve erini kaybetmişti. Bu birlikler doğal olarak askeri bilgi ve tecrübe donanımı yönünden eksik durumdaydılar. Bu yüzden onların üzerine düşen görev de o ölçüde zorluk taşıyordu. Bir ölçü olarak daha tecrübeli askerlerden oluşan 29’uncu İngiliz Tümenine ait birlikler görevlerini başaramamışlardı ve şimdi sıra muharebe yeteneği bakımından onlardan çok daha az tecrübeli olan bu atlı askerlerindeydi. Bu birlikler taarruz hareketine başlamak üzereydiler. General Lord Longford komutasındaki 2/South Midland Tugayı sol tarafta Pırnar Tepe’nin kuzeyinden ve 87’nci Tugayın cephesi üzerinden Yusufçuk Tepe’ye yürüyecekti. Sağ tarafta General A. H. M Taylor komutasındaki 4/London Tugayı Mestan Tepe üzerine ilerleyecek ve 86’ncı Tugay’ın üzerinden aşarak 112 Rakımlı Tepeyi ele geçireceklerdi. General E. A. Wiggin komutasındaki 1/South Midland Tugayı, bu tugayı takip edecekti. Notts - Derby Tugayı bu harekâtta geçici olarak Yarbay Edward Cole komutasında olarak ikinci hatta yer alacaktı. General J. D. T. Tyndale Komutasındaki beşinci tugay ise ihtiyatta bulunacaktı. Bu harekâtta tümene General P. Kenna komuta ediyordu.

 

2/South Midland Tugayı'na Komuta Eden General Longford

 

“Yaklaşık yarım saat ilerledikten sonra, Pırnar Tepe’ye varmak için geçmemiz şart olan düşman şarapnel menziline ulaştık. Tümenin her sırası dövülen alana doğru ilerlerken top mermileri de, yürüyüşün tam önünde patlayacak şekilde zamanlanmış olarak kendi paylarına düşeni yaptı. Kayıplar vermeye başladık, fakat emirler kesindi, kimse için durmayacaktık. Düşen askerlerin arkadan gelen sedyecilere bırakılması gerekiyordu. Kısım amiri olarak, ayağından hafif yaralanmasına rağmen hattın en önünde yürüyen Albay “Scatters”le birlikte ileri geri gidip geliyordum. Birdenbire dehşet içinde askerlerin üzerine bir top mermisinin düştüğünü ve sekiz adamımın öldüğünü gördüm. Geri mükemmel durumdaydı. Hiçbir şey olmamış gibi, uygun bir yürüyüş düzeninde ilerlemeye devam ettiler ve koşar adıma geçmeden önce bir çeyrek saat daha gelmeyen emri beklediler. Bazı askerler olağanüstü sakindi. Bir tanesinin bir kaplumbağayı yakalayınca hayvanın hızla kaçışına şaşırdığını; bir astsubayın, bir askerin azığını yere düşürdüğünü görüp yere eğilip topladığını, bu hareketi yaparken seken bir şarapnel parçasıyla yaralanışını hatırlıyorum. Herkes aşırı derecede heyecanlıydı, fakat hepsi de cesurca kendilerini kontrol ediyordu. Moral ve şevkleri yüksekti, bu ilk çatışmalarıydı, aslında çoğu ilk kez ateş altında kalıyordu. İngiliz Yeomanları ve onların tilki avcısı liderleri Tuz Gölü ile açık ovada dağınık düzende, bir sürü kayba yol açan şarapnel işkencesinden etkilenmeden, uzun adımlarla yürürken sergiledikleri manzara aklımdan hiç çıkmayacak bir anıdır…” Yüzbaşı Wedgwood Benn, 1/1 Country of Londo Yeomanry [18]

 

 

2’nci Atlı Tümeni’nin işi cidden oldukça zorluklar içeriyordu. Her şeyden önce tümenin dağınık hareket etmesini Pırnar Tepenin her iki yanından cepheye sokulmaları planından anlaşılmaktaydı. Harekâtın devamında bu birliklerin nasıl ve nerede birlikte hareket edeceğine dair somut bir bilgi yoktu. Üstelik bu kuvvetlerin arazi bilgisi yok denecek kadar az miktardaydı ve yalnızca birkaç subay arazinin yapısı, Türk birliklerinin savunma hatları ve izlenecek yol hakkında malumat sahibiydi. Bununla birlikte tugay komutanları da taarruz emrini aldıktan sonra alt rütbelerdeki diğer subaylara yeterince bilgi verebilme şansı bulamamışlardı. 29’uncu Tümen yaptığı taarruz sonucunda ne ile karşılaşmış ve nasıl sonuç almışlardı gibi bilinmezlikler içinde sadece kendilerine istikamet gösterilmiş kalabalık topluluklar olarak hareket ediyorlardı. Taarruz kesiminde yanan çalılıkların genişlemesi sebebiyle ortalığı kesif bir duman kaplamıştı. Taarruza geçecek olan birliklerin arasından akınlar halinde yaralılar geçiyor ve bölgede cereyan eden muharebenin gürültüsü kulakları tırmalıyordu. Saat 18.00’e geldiğinde 2/South Midland birlikleri, 87’nci Tugayın en sol kanadındaki eski İngiliz siperlerine varmıştı. South Borderers birliği ise sağ tarafta ilerleyerek Yusufçuk Tepesi istikametinde ilerlemişti. Yoğun duman yüzünden görüş kısıtlıydı ama South Borderers birliklerinin hareketini örtmek adına da fayda sağladığından bu ilerleme başta oldukça durağan gelişmişti. Ne var ki, tepenin güneybatı tarafına vardıklarında sağ kanatlarından gelen şiddetli Türk ateşinin etki alanında kalmışlardı. Bu şiddetli ateş sağanağı birliğin subay kayıplarını önemli ölçüde artırmış ve hareketleri durma noktasına gelmişti. Buradan sonrasına ilerlemek hiçbir şekilde mümkün olmuyordu ama gelinen noktadaki hatlar iyice tespit edilerek burası elde tutulmuştu. Bu sıralarda 2/South Midland birlikleri sol taraftan ilerleyerek kuzeydeki ve merkez kısımda bulunan yamaçlara taarruza başlamışlardı. Bu bölgeden diğeri kadar şiddetli bir ateşle karşılaşmamışlardı. Bu yüzden tepenin zirvesine kadar tırmanabilmeyi başarmışlardı. Buna rağmen yamaç kısımlarda nispeten emniyette olan birlikler zirve kısmına çıktıklarında yanlarından gelen ateşin tesiri artmaya başlamış ve burada uzun bir müddet barınamayacaklarını anlamışlardı. İçlerinden en hırslı olan bir müfreze bile biraz daha ileri çıkma cesareti göstermişler ama kısa zamanda etrafları Türk savunma kuvvetleri tarafından çevrilerek külliyen imha edilmişlerdi. Bu harekâtın ardından tugay komutanı ve tugay binbaşısının ortadan kaybolduğu gözlenmişti ve onların da cesetlerine rastlanmamıştı. Karanlığın çökmesi beklenmiş ve bundan istifadeyle Türk ateşlerinin seyrekleşmesini fırsat bilerek, hayatta kalabilmiş olan subaylar dağınık durumdaki askerleri toplamaya çalışmışlardı. Bunlarla birlikte tepenin batı tarafındaki eteklerinde South Wales Borderers birliklerinin sol yanında bir siper hattı oluşturmaya çalışmışlardı. Ortamın karanlık olması ve birliklerin içindeki karışıklık yüzünden bu işler çokta kolay yürümüyordu.*

 

 

*İkinci atlı birliğinin ilerlemesi sırasında birliklerinin bölünmesi hususunda Türk resmi yayını farklı bir bakış açısı sergilemektedir. Bu anlatımı aşağıya almakta fayda vardır;

 

“2’nci Süvari Tümeninden –yaya olarak muharebe etmektedir- Mestan Tepe’ye doğru ileri sürülen bir tugay, 33’üncü Tugayın yürüyüş koluyla çatıştı ve ikiye bölündü. Yarısı İsmailoğlu Tepesi’ne yarısı da Susak Kuyusu doğrultusunda ilerlemeye başladı. Bu tugayın parçalanması ve karmaşıklığa uğraması yüzünden, ileri sürülmesinden beklenen yarar sağlanamadı. O da diğer kuvvetler gibi Türk ateşlerinin etkisiyle çekilmek zorunda kaldı…” [22]

 

“Yeni ilerleme sırasında top ateşiyle karşılaşmadık, sadece tüfek ve makineli tüfek ateşi vardı, bu bizim için yeni bir tecrübeydi… Aslında hak ettiğinden daha fazla korku salan bir tecrübe. Koşarak ilk alanı geçtik ve bize ait bir destek siperinin içine atladık, sonra yeniden, bir sonraki sipere ilerleyiş, ihtiyatı olduğumuz önümüzdeki tümenin askerlerinin üstüne atlayış. Yaklaştığımız sırada neredeyse tümünün bize bağırarak saklanıp yere yatmamızı söylediklerini hatırlıyorum, neredeyse her defasında el sallayarak bizi kendi bulundukları kısımdan uzak tutmaya çalışıyorlardı. Çünkü tıkış tıkış haldeydiler, diyebilirim ki otuz beş santime bir adam düşüyordu. Oradan, günün ilk saatlerinde yaptıkları kahramanca çıkış başarısızlıkla sonuçlanan İrlanda Tümeni’nin adamlarıyla (muhtemelen 86’ncı Tugay’a bağlı İrlanda birlikleri) dolu olan bir irtibat siperine geçtik. Arkadaşlarının yaraya müdahale edebilmesi için çoğu soyunuk haldeki, beti benzi atmış, zavallı yaralıların geçebilmesi için kenara çekilmek zorunda kalıyorduk. O sahnenin dehşetini kelimelerle anlatmak mümkün değil. Orada bir dakika daha duracak olursak adamlarımızın morali üstünde yaratacağı etkiden çekinerek hep beraber bu siperden çıkıp önümüzdeki arazinin öbür ucunda bulunan küçük bir tepeye doğru koşmaya karar verdik. Görebildiğimiz kadarıyla ateşe karşı iyi koruma sağlıyordu, çünkü birkaç ihtiyat askeri orada tam bir huzur ve emniyet içinde uzanmış gibi görünüyordu. Haykırarak ileri fırladık ve belirlenen noktaya doğru koştuk ve buranın yoğun makineli tüfek ateşi altında olduğunu gördük. İhtiyatlar ise gerçekten huzur içindeydi, çünkü ölmüşlerdi!...” Yüzbaşı Wedgwood Benn, 1/1 Country of London Yeomanry [19]

 

2’nci Atlı Tümenine bağlı birlikler içinde bulundukları aşamadan sonra ne yapacaklarını bilmiyorlardı. Bu yüzden mevcut durumda bulundukları kısımlardan geri çekilmeleri gerekecekti ve biraz daha aşağılardaki eteklerde toplanılarak yeni bir hat tesis edilecekti. 29’uncu Tümene bağlı 86’ıncı Tugay’ın durumu da her geçen süre içinde daha da fena bir hal almaya başlamıştı. Henüz 2’nci Atlı Tümeni’nin geleceği duyulduğunda tugay komutanı, bahsi geçen tümenin gelmesiyle birlikte, tugayın ihtiyatı durumunda olan 2/Royal Fusiliers Taburunun da taarruza katılmasını istemişti. Ancak uzun süre beklenmesine rağmen tümenin gelişine dair bir haber alınamaması ve bu arada karanlığın çökmeye başlaması ile birlikte, Tugayın Royal Munster taburu dağınık durumda olduğundan, Lancashire Piyadelerinin de vaziyeti emniyet göstermediği ve yararlı olamayacakları anlaşıldığından, Tugay Komutanı Perceval, bu iki taburun kalan kısmının Mestan Tepe gerisine çekilmesini emretmişti. 112 Rakımlı Tepe üzerine taarruz yapacak olan 2’nci Atlı Tümenine ait birliklerin de elinden bir şey gelmemişti. Tugay komutanları kendilerine verilen emirler gereğince yalnızca başarıya odaklanmışlar ama mevcut durumda olduğu gibi, başarısızlık halinde ne yapacaklarını bilemez hale gelmişlerdi. Taarruza katılan birliklerden bazı küçük gruplar, kendi birlikleri ile irtibatı kaybetmişler ve kendi inisiyatifleriyle çalılık olan yamaçlardan ilerlemişler ve bunların bazıları Yusufçuk Tepe yamaçlarında South Wales Borderers birliği ile temas sağlamışlardı. Bazıları ise daha güneyde Hetman Çayırına doğru ilerlemişler ama Türk istinat noktalarından gelen ateşlerle büyük ölçüde zayiat vermişlerdi. Gece ilerlediği zaman 2’nci Atlı Tümeni Komutanı General Kenna, üçüncü Notts – Derby birliğine görev vererek Türkleri Hetman Çayırı’ndan atmalarını istemişti. Sherwood Rangers Taburunun komutanı Yarbay Sir John Milbanke, görevine ait detayları görüşmek üzere tugay karargâhına çağrılmıştı. Esasında, karargâhta Yarbay Milbanke herhangi bir ayrıntı işitmemişti. Buna göre yalnızca ileri istikametlerine yürüyecekler ve karşılarına Türk savunması çıktığında bunların üzerine taarruz edeceklerdi. Böylece taarruz kolu ilerlemeye başladığında Yarbay Mibanke vurulup ölmüş, tugay komutanı da yaralanmıştı. Gece saat 21.00’ e kadar birliklerin taarruzu hiçbir sonuç alınmadan sonlanmıştı. Bütün taarruz gününün sonunda 9’uncu İngiliz Kolordusunun cephesinde kazanılmış olduğu söylenebilecek olan yerlerden biri Yusufçuk Tepe’nin batı yamacındaki pek de güvenli olmayan bir nokta ile en sağ tarafta Azmak Dere kuzeyine doğru küçük bir Türk siperinin ele geçirilmesinden ibaretti. Bir başka noktada General Cox’un Anzak Tugayı, Bomba Tepe’nin ele geçirilmesi için hedef belirlemişti ama bunların harekâtında da büyük kayıplar verilmesine rağmen görev başarılamamıştı. Gece yarısından biraz sonra İngiliz Kolordusuna gelen raporlar sonrasında genel taarruzun başarısızlığa uğramış olduğu anlaşılmıştı. Oysa daha saat 19.00 sıralarında General Hamilton Anafartalar bölgesinden İmroz’a (Gökçeada) ayrılırken, Yusufçuk Tepe’nin kazanılması hakkında umut besleniyordu ve kendisi de bu konuda zayiata bakılmaksızın bu işin üstesinden gelinmesini Kolordu Komutanı General de Lisle’a söylemişti.

 

29'uncu Tümen Komutanı

General Marshall

 

Bir ara bazı İngiliz birliklerinin Yusufçuk Tepe’ye ulaşabildiği haberi alınmaya başlamıştı ama bu güvenilir biçimde doğrulanmadığından ihtiyatlı yaklaşılması gerekiyordu ama böyle davranılmamış ve kolordu komutanı acele ederek 29’uncu İngiliz Tümeni’nin karanlık olmadan önce 112 Rakımlı Tepe’yi almak için yeni bir taarruz düzenlemesini istemişti. Ne var ki, gece yarısına yaklaşıldığında bu haberlerin doğru olmadığı anlaşılmıştı. Cephe hattına keşif için gönderilmiş olan subaylardan da, Yusufçuk Tepe (Scimitar Hill) yamaçlarında İngilizler tarafından işgal edilen mevzilerin fazla kıymet taşımadığı rapor edilmişti. Her ne kadar muharebe sırasında Türk savunması tarafından tahliye edilmiş olsa da, tepe olduğu gibi ele geçirilse bile, gün doğduktan sonra etraf aydınlanınca Türklerin yan ateşleri yüzünden barınmak imkânı bulunamayacaktı. Yusufçuk Tepe’de barınabilmek için şart olan koşullardan birisi de 112 Rakımlı Tepe’nin ele geçirilmesiydi. 112 Rakımlı Tepe’yi ele geçirebilmek için ise ancak İsmailoğlu Tepesi’ne yapılması gereken ortak bir taarruzla mümkün olabilecekti. 29’uncu Tümen Komutanı General Marshall, içinde bulunulan aşamalar ve risklerden sonra muharebenin başarısızlığını kabul etmekten başka çare kalmadığını anlamak gerektiğine inanıyordu. Bununla birlikte artık gece karanlığını ancak yerlerde yatan yaralı askerlerin toplanması için değerlendirmek ve gün doğmadan önce Yusufçuk Tepe civarındaki askerlerin gerideki eski İngiliz mevzilerine çekilmesi hususunu çok önem vererek vurgulamış ve bunu rapor etmişti. Buna karşı Kolordu Komutanı General de Lisle, 11’inci Tümen birliklerinin Azmak Dere’nin kuzeyinde ele geçirebildiği yerleri elinde tutmasını ama diğer 29’uncu Tümen ve 2’nci Atlı Tümenine mensup birliklerin bundan sonraki hareket biçimini seçmek hususunda General Marshall’ı serbest bırakmıştı. General Marshall’ın süratle başladığı ilk icraatı 2’nci Atlı Tümeni birliklerinin Lalababa gerisine çekilmeleri için General Kenna’ya emir vermek olmuştu. Hemen ardından ileri hatlara arabalar sevk ederek ve angarya işler için asker grupları oluşturarak yaralıları, boşta kalan silahları ve diğer teçhizatları geriye çektirmişti. Yusufçuk Tepe civarındaki İngiliz birliklerinin bir süre için orada olması ve karanlık sebebiyle bu çalışmalar Türk savunmasından herhangi bir şekilde taciz görmemişti. Böylece ileri hatlardaki işlerin tamamlanmasının ardından, buradaki birlikler gün doğmadan önce geriye çekilerek eski hatlarına yerleşmişlerdi.

 

“Geri çekilmemize izin verilmesi için yapılan taleplere bir cevap olarak, saat bir buçuk civarında genç bir subay, siper boyunca koşup bağırarak derhal geri çekilme emri verildiğini bildirdi. Ne kadar aptalca davrandığını düşündüğümü hatırlıyorum, çünkü ilk kez ateş altında kalan ve on saattir çatışmaktan tamamen bitap düşmüş askerlerimizi çok kötü etkileyecekti bu. Fakat emri sol yanımızdaki alaya iletmek zorundaydım. Tugaydan geri kalanların hepsi peyderpey geri çekildi ve iki-üç yüz metre kadar gerideki bir yol üzerinde safta toplanmaya başladılar. Sağ yanımızda bulabildiğim birliklere tugayın geri çekildiğini bildirmek üzere geri gönderildim. Benim için bugünün en tatsız saati oldu. Ay sanki bir anda yok oldu, tüfek ateşi sanki şiddetle yeniden canlandı ve bütün parıltılar sanki görünür hale geldi. Oysa o âna kadar onlara hiç dikkat etmemiştim. Bir anda Türklerin gelmekte olduğunu düşünmeye başladım. Sağ yanımızdaki alayı buldum ve tam da suçladığım o subay gibi bağırarak talimatları bildirdim. Oldukça genç bir sorumlu subayın hareketiyle kendime geldim. Siperden kalktı ve doğrudan adamlarına emir verdiğim için bana okkalı bir küfür savurdu. Bizim tugaya bağlı olmadıklarını söyleyerek emre uymaya niyeti olmadığını ve olduğu yerde kalacağını ekledi. Cesaret gösterilerine oldum olası hayranlık duymuşumdur…” Yüzbaşı Wedgwood Benn, 87’nci Tugay [20]

 

21 Ağustos 1915 günü yapılan İngiliz taarruz harekâtı, kendileri adına kelimenin tam anlamıyla hüsran ile sonuçlanmıştı. Elde edilen sonuca bakıldığında, bunun için çok büyük zayiat verilmiş ve askerlerin hayatta kalanları veya yaralanmamış olanları da, kendileri üzerine bir Türk karşı taarruzu yürütülse, bu taarruzdan kaçarak kurtulamayacak kadar bitkin düşmüşlerdi. Barış zamanında bile ağır yürüyüş adımlarıyla ilerleme yapıldığında, yanında suyu olan insanların dahi sıcaktan çok çabuk yorulmaya başladıkları bir ortamda taarruz yapılmıştı. Bu taarruz taktik açıdan da oldukça verimsizdi. İngiliz birliklerine verilen görevlerin hiçbir taktik inceliği yoktu. Gündüz vakti açık arazide kendilerini Türk savunmasına göstererek ilerlemek zorunda kalmışlardı. İngiliz Resmi yayınında bu konu şöyle irdelenmektedir;

 

“İngiliz kıtaları büyük bir cesaretle dövüştüler. Fakat bunlara verilen vazife pratik değildi. Savunanlar biraz fazla bir kuvvetle, büyük ve tabii bir savunma kabiliyeti olan ve iradeli ve muzaffer bir düşman tarafından tutulan bir mevziye cepheden taarruz edilmişti. Türkler fazla topçuya sahip bulunmakta ve halen zapt edilmez olan siperlerinin yanlarında yerleştirilen makineli tüfeklerin öldürücü yan ateşleri ile himaye edilmekte idiler. Alman ve Türklerin bu muharebe hakkında yazmış olduğu yazılar birbirini tutmuyor, bir Alman muharriri bu muharebe için ‘Bir taraftan diğer tarafa intikal eden bu limitsiz mücadelede Türkler, mevzilerini muhafaza edebilmek için çok büyük gayret sarf ediyorlardı’ diyor. Liman von Sanders, Anafarta grubunun bütün ihtiyatlarını, süvari de dâhil olmak üzere yiyen ‘Şiddetli ve kanlı bir mücadele’ diye tasvir ediyor. Alman resmi yayını ise ‘Boğaz boğaza mücadelenin’ gece geç vakte kadar devam ettiğini ve mücadele bittiği zaman Türklerin son erlerini de cephe hattına sokmuş olduklarını iddia ediyor. Türk raporlarında ise böyle ürpertici tafsilat yoktur ve gerçek olaylar üzerine dayanarak hataya sapmaz. Fakat Türk resmi yayınları da Scimitar Tepesi (Yusufçuk Tepe) üzerindeki bazı siperlerin iki defa alınıp verildiğini ve 2600 zayiat olduğunu kabul etmektedir. Bir Türk kurmay subayı Türklerin takviye kıtaları için verdiği raporunda 9. Tümenin altı taburunun Turşun Köy’den saat 5.30 sonrada, 112 Rakımlı Tepe gerisine getirildiğini fakat yarım saat sonra Anafarta’ya ulaşan 6. Tümenin Selvili’de (Sivli) kalarak ileriye alınmadığını yazmaktadır. 9. Kolordu’nun taarruz cephesindeki 12. Tümene komuta eden Albay Selahattin, ihtiyatta bulunan üç taburu göndererek değiştirilinceye kadar (Akşama kadar) ilerde bulunan üç taburun bütün hücumları yalnız başına yaptığını beyan ediyor…” [21]

 

 

Bölgede olup bitenlere Türk savunma kuvvetleri tarafından bakıldığında, 21 Ağustos 1915 günü İngiliz taarruzunun başlaması üzerine Türk savunmasının muharebenin gelişme yönüne göre derhal tedbir alma yoluna gittikleri görülmektedir. Anafartalar Grup Komutanı Albay Mustafa Kemal, Sivli dolayında bulunan 11’inci Süvari Alayı’nı 12’nci ve 7’nci Tümenlerin arasına yerleştirmişti. 9’uncu Tümeni de Küçük Anafarta üzerinden İsmailoğlu Tepesi doğrultusuna, 6’ncı Tümeni ise Küçük Anafartaya göndermişti. Süvari Alayı saat 17.30 sıralarında 34’üncü Alay’ın sol kanadında yanına varmıştı. Tam bu sıralarda 7’nci Tümen’den gönderilmiş olan 33’üncü Alay’ın 3’üncü Taburu da bu kesime ulaşmış durumdaydı. Böylece 34’üncü Alay’ın sol kanadı takviye edilerek kuvvet kazandığından İngiliz taarruzunun ilerlemesi burada durdurulmuştu. Saat 18.00 olduğunda İngiliz topları hep bir ağızdan bir kez daha kükremeye başlamışlardı. Bu topçu ateşiyle birlikte Lalababa tarafından 2’inci İngiliz Atlı Tümeni’nin kalan kısımları da ilerlemeye başlamışlardı. Yusufçuk Tepe istikametinde yapılan yeni bir taarruz hareketi belirmişti. Bu taarruz sırasında İngiliz birlikleri 34’üncü Türk Alayı’nın sağ kanadında bulunan savunma mevzisinin bir kısmını ele geçirmelerine rağmen hemen akabinde ihtiyatta bulunan 34’üncü Alay’ın birkaç bölüğü ileri atılmış ve İngilizlerin ele geçirmiş oldukları bu mevzileri yeniden geri almışlardı. İngilizler bu mevzilerin kuzey tarafından da harekete geçmişler ama başarılı olamamışlardı. Bir tek Eğri kulak yakınlarında çok önemi olmayan bir mevzi parçasını ele geçirebilmişler ve burasını ellerinde tutabilmişlerdi. İhtiyatta bulunan 9’uncu Türk Tümeninin 25’inci ve 64’üncü Alayları saat 19.30 sıralarında İsmailoğlu Tepesi’ne ulaşmıştı. Bu tümenin 64’üncü Alayı Yusufçuk Tepe’yi takviye etmek için değerlendirilmiş, 25’inci Alay ise bölgede ihtiyat olarak kullanılmıştı. 6’ncı Türk Tümeni de Küçük Anafarta Köyü’nün doğusuna gelmişti. İngilizlerin taarruza başladığı 21 Ağustos 1915 günü saat 14.30’da 7’nci Türk Tümeni’nin cephesi de vurulmaya başlamıştı. Bu topçu ateşinin başlamasından tam bir saat sonra, General Cox komutasında, Anzak Kolordusuna mensup birliklerden toplanmış olan dokuz tabur kuvvetindeki birlikler üç kol halinde taarruza geçmişlerdi. Bu taarruz kuvvetlerinin en sağındaki kol Kayacık Ağılına, diğer iki kol da 20’nci Türk Alayı’nın merkezine ve sağ kanadına hücuma kalkmışlardı. 7’nci Tümen komutanı kendi birliklerinin üzerine taarruz başlamadan önce ihtiyatı durumunda olan 33’üncü Alay’ın 3’üncü Taburunu, 12’nci Tümen’in sol kanadını takviye etmesi için göndermişti. 7’nci Tümen cephesine taarruz başladığı zaman ise birinci hat alay ihtiyatları da dâhil olmak üzere dört ihtiyat taburunu da 20’nci Alay’ın emrine göndermişti. 20’nci Alay’ın sağ kanadına yöneltilen taarruz, şiddetli Türk ateşleri ile karşılaşmış ve önce durmuş ve ardından buraya taarruza geçen Anzak birlikleri geri çekilmek zorunda kalmışlardı. Merkez kesime taarruza geçen kuvvetler de durdurulmuşlardı. Yalnız Kayacık Ağılı doğrultusunda harekete geçmiş olan Anzak kuvvetleri, bu kısımda bulunan Türk siperlerini ele geçirebilmişlerdi. Saat 16.00 olduğunda elinde ihtiyat kuvvetleri kalmayan 7’nci Tümen Komutanı grup komutanlığına acil yardım çağrısında bulunmuştu. Anafartalar Grup Komutanlığı derhal refleks göstererek 11’inci Süvari Alayını tümenin sağ kanadına takviye olarak göndermişti. Aynı zamanda Conkbayırı’nda bulunan 8’inci Tümene de çok seri olmak üzere iki taburluk bir kuvveti 7’nci Tümene göndermesi emredilmişti. 8’inci Tümen’in göndermiş olduğu iki tabur saat 19.40 sıralarında 7’nci Tümen emrine girmiş durumdaydı.

 

Muharebe bölgesine akşam karanlığı çöktükten sonra Türk savunması için, bazı noktalarda İngilizlerin elinde bulunmakta olan siperleri geri almak düşüncesi vardı. Bu düşünceyi uygulamaya geçirmeden önce taktik bakımdan hazırlıklar yapılmıştı. 34’üncü Alay’ın sol kanadında gündüz vakti kaybedilen bir mevziye karanlıkta taarruz edilecek ve burası yeniden kazanılmaya çalışılacaktı. Bu taarruza girişilmesine rağmen başarı elde edilememişti. Türk kuvvetleri 22 Ağustos sabahına karşı saat 04.30 sıralarında el bombaları ile gerçekleştirdiği bir hücumun ardından İngilizlerin elindeki siperi almayı başarabilmişlerdi ama sonrasında bir İngiliz karşı taarruzu ile bu siper bir kez daha elden çıkmıştı. Nihayet 34’üncü Alay’ın son kez üstelediği bir taarruz ile bu mevzii yeniden kazanılmış ve devamında artık Türk kuvvetlerinin elinde kalmış ve bir daha da kaybedilmemişti. 7’nci Tümen de benzer şekilde Kayacık Ağılı bölgesinde Türk mevzilerine girmiş olan İngiliz kuvvetlerinin üzerine taarruz etmek için ileri yanaştırılmıştı. Bu harekât 22 Ağustos sabahı saat 02.45 sıralarında tümen emrine verilmiş olan 8’inci Tümenin taburlarından birisi ile yapılacaktı. Taarruz hareketi başladığı sırada İngiliz askerlerinden on kadarı teslim olmuşlardı. Küçük bir duraksamanın ardından diğerleri de teslim olacakları görüntüsünü vermelerine rağmen, sonradan Türk birliklerinin üzerine ateş açılmıştı. Hava aydınlanmak üzereyken bu kesim üzerine iki kez taarruz edilmiş ama İngilizler buradan atılamamıştı. 22 Ağustos sabah vaktinde İngilizler Kayacık Ağılı civarındaki Türk mevzilerini obüs ateşleriyle dövmeleri sonrasında giriştikleri taarruzların hepsinde de geri püskürtülmüşlerdi. Netice itibarıyla burada İngilizlerin eline geçmiş olan mevziler geri alınamamıştı.

 

İkinci Anafartalar Muharebesi'nde 9. İngiliz Kolordusuna komuta eden General de Lisle'ın (sağda)

düşünceli bir anında çekilmiş ilginç fotoğraf. @Harb-i Umumi 1914-18

 

İngiliz 9’uncu Kolordusunun 21 Ağustos 1915 günü büyük bir umut içinde başlattığı taarruz sonrasında emellerine ulaşamamışlardı. Bu harekâtın kendileri adına kazanç diye ortaya koyulabilecek birkaç noktası vardı. Bunlardan bir tanesi Yusufçuk Tepe’nin batı yamaçlarında küçük bir mevzi parçasıydı ama bu alanın uzun süre elde tutulmasına bile kuşku ile bakılıyordu. Bu harekât sırasında 6558 İngiliz askeri zayiat olarak verilmişti. Bu zayiatın karşılığında elde edilmiş olan bir mevzi parçası için bu kadar insan saf dışı kalmıştı. Bu harekâta destek olması bakımından Damakçılık Bayırı civarından taarruza katılan General Cox kuvvetleri 60 Rakımlı Tepe’yi (Bomba Tepe) hedef olarak almışlardı. Bu kuvvetler de yalnızca Kayacık Ağılı bölgesinde ufak bir mevzi ele geçirebilmiş olmalarıyla birlikte, bunun için 1300 ölü ve yaralı vermişlerdi. Türk tarafında ise 12’nci Tümen’de 350 şehit, 561 yaralı, 281 kayıp ile birlikte toplamda 1192 asker zayiatı olmuştu. 7’ci Tümen savunma bölgesinde ise toplam olarak 1406 kişi zayiat olarak sayılmıştı. Muharebenin en başından itibaren İsmailoğlu Tepesinde kahramanca müdafaa yapan Bursa Jandarma Taburu ile 31’inci Alayın 2’inci Taburu ve 5’inci Tümen bölgesindeki Gelibolu Jandarma Taburu, Ece Limanı’na gönderilmişti. Bu birliklerden karma bir kuvvet teşkil edilerek bu kesimin savunmasında yer almaları sağlanmıştı. 6’ıncı Tümen Küçük Anafarta civarında, 11’inci Süvari Alayı da Büyük Anafarta dolaylarında bırakılmıştı.

 

Muharebe esnasında çekilen bir fotoğraf.

Uzakta Bomba Tepe civarında patlayan top mermilerinin kaldırdığı toz bulutları görülebiliyor.

@Harb-i Umumi 1914-18

 

İngiliz 9’uncu Kolordusuna bağlı olarak taarruza katılmış olan birliklerin, nispeten cephe gerisi ile olan bağlantısı sağlanabilmişti. Ağustos sıcaklarının kavurucu etkisi ve cephe hatlarındaki zor koşullar her iki taraf için de tahammül edilmesi oldukça zor bir biçimde devam ediyordu. Askerlerin her şeyden önce, bu sıcaklarda çok miktarda suya ihtiyaçları bulunuyordu. Bu önemli ve öncelikli ihtiyaçlar, Türk birlikleri için biraz daha avantajlı idi ama İngilizler başlarda olağanüstü mertebede sıkıntı çekmişlerdi. Nitekim zaman ilerledikçe ve kıyı bölgeleri güvenlik altına alındıktan sonra, gemilerle taşınan sular, yine kıyılara peyderpey çıkarılmış olan taşıyıcı yük hayvanları ve bazı arabalar vasıtasıyla ön hatlara kadar ulaştırılmaya başlamıştı. Bu zor şartların olgunlaşmasıyla birlikte, yeni takviyelerle muharebelerin başından itibaren verilmiş olan kayıplar, Seddülbahir cephesinden ve Mısır’dan getirilen takviye birlikleri ile nispeten giderilmeye çalışılmıştı. Belli bir kuvvete ulaştıktan sonra ve taarruz emri üzerinde çalışılarak planlar geliştirilmesiyle birlikte, İngilizler büyük bir cesaret ve atılganlıkla bu emrin gereğini yerine getirmek için çok çaba sarf etmişlerdi. Ne var ki, bu bölgede cereyan eden muharebelerde İngiliz komutasındaki hesaplamalar ve uygulamalar genellikle yapılan planlarla örtüşmemişti. Muharebe süresince sevk ve idaredeki yanlışlıklar ve öngörülemez hatalar yüzünden 21 Ağustos 1915 günü Türk savunması üzerine yapılan taarruz da hüsran içinde neticelenmişti. Sevk ve idarede karşılaşılan zorlukları kişisel inisiyatif kullanarak pratik çözümler bulmak sorunu, İngiliz subaylarının birinci derecedeki kabiliyet noksanlığı ile ortaya serilmişti. Bu vaziyet başarıya ulaşmak için askerlerin atılganlık ve cesaretlerinin boşa çıkmasına sebep olmuştu. Bu muharebe sırasında İngiliz subaylarının karşısına bol miktarda fırsatlar da çıkmıştı ama koşulların zorluğu içinde bunalmış durumdaki İngiliz subayları, bu zorlukları tecrübesizliklerinin de sebebiyle aşamamışlardı. Buna karşı Türk savunmasında ise işler çok daha farklı yürümüştü. Takviye tümenlerinin bölgeye varmasıyla birlikte ilk iş olarak İngiliz kuvvetlerinin ilerleyişi durdurulmuş ve hiç zaman kaybedilmeden savunmadaki en kritik bölgeler hâkimiyet altına alınmıştı. Türk birliklerinde en üst komuta idaresinden, siper hatlarındaki askerlere kadar her birey üzerine düşen görevin ciddiyetinin farkında olarak yüksek bir bilinçaltında çalışmışlardı. Savunma hatları kuvvetlendirilmiş, siperler gece gündüz çalışılarak tahkim edilmiş, topçu birlikleri en uygun noktalarda mevzilendirilmiş ve az sayıdaki makineli tüfekler de cephenin kritik noktalarına yerleştirilmişlerdi. 21 Ağustos günü ve gecesine kadar süren muharebelerde de Türk askeri canını dişine takarak, bu hücumları savuşturmayı bilmişti. Burada bilhassa 12’nci Türk Tümeni’nin karşısındaki üç İngiliz tümenine ait kuvvetlerin saldırılarına yiğitçe göğüs germesi ve uygun anlarda karşı taarruzlar yaparak bu kuvvetleri püskürtmeyi her defasında başarması yüksek bir saygı ile anımsanmalıdır.

 

22 Ağustos 1915 gününün akşam vaktine ulaşıldığında oldukça yıpranmış durumdaki 12’nci Tümen kuvvetlerinin yükü biraz daha hafifletilmeye çalışılmıştı. Bu tümenin sorumluluk sahası gerçekten kuvvet sayısına göre büyük olduğundan, bu sorumluluk alanında Yusufçuk Tepe’den Azmak Dere’ye kadar olan kısım 9’uncu Tümen tarafından teslim alınmıştı. Ece Limanı bölgesinde bulunan 126’ncı Alay da İsmailoğlu Tepesine getirilmiş ve bu kesim de kuvvetlendirilmişti. İngilizlerin tarafında işler karışık bir hal almıştı ve bir başka taarruz daha üstlenebilmeleri pek beklenmiyordu. Anafartalar Grup Komutanı Albay Mustafa Kemal, bu son muharebelerin ardından İngiliz kuvvetlerinin bu bölgede bir daha harekete geçemeyeceğini muharebenin sonrasında yaptığı gözlemler sonucu kavramış ve 22 Ağustos 1915 günü, 5’inci Ordu Komutanlığına bu durumu bir rapor ile arz etmiştir;

 

 

5’nci Ordu Komutanlığına
22 Ağustos 1915
Saat:21.00

1-İngilizlerin Türk cephesi karşısında bulunan hatlarını bazı kıtalarla takviye ettiği görülmüştür. Bugün yaptığım gözlemlere göre İngilizlerin zayiatı, çok fazladır. Buradaki İngiliz kuvvetinden bundan sonra, faalane bir harekât beklemiyorum.

 

2-Bugün 12’nci, 9’uncu ve 7’nci Tümenlerin cephelerini dolaşarak yaptığım inceleme ve denetlemede aldığım tedbirleri ve emrettiğim değişiklikleri, bilgi edinmeniz için aşağıda sırayla arz ediyorum.

 

Ece Limanı’nın korunmasına 12’nci Tümen cephesinden ve mevcudu 800 olan Bursa Jandarma Taburuyla 32’nci Alayın 1’inci Taburunu ve 5’inci Tümen yanında kalmış olan Gelibolu Jandarma Taburunu, kişi olarak pek yetenekli olan Binbaşı Tahsin Bey’e verdim.

 

126’ncı Alayla, 9’uncu Tümenin tümünü takviye ettim. Bu tümene, sağ kanadı Kanlıköprü Deresi (hariç) – Azmak Dere (dâhil) arasındaki İbrikçe ve İsmailoğlu Tepesi’nin oluşturduğu önemli bölgeyi verdim. Bu mevzide 6’ncı Tümenin bir sahra bataryasının 7’nci Tümen sağ kanat doğrultusuyla Mestan Tepe doğrultusunu ateş altına alabilecek surette tarafımdan seçilen mevziye yerleştirilmesini emrettim.

 

İsmailoğlu Tepesi bölgesinde bulunan 12’nci Tümenin 34’üncü Alayını, Bakababa Çeşmesi kuzeyinde toplanıp 12’nci Tümenin genel ihtiyatını teşkil etmesi ve fakat gereğinde İbrikçe doğrultusunda 9’uncu Tümene yardım etmesi göreviyle 12’nci Tümen Komutanının emrine verdim. Bu tümenin sol kanadını, Kanlıköprü Deresi (dâhil) olmak üzere sınırlayıp kısalttım. Tümen komutanına, yarın sabaha kadar Bakababa dolayında karargâhını kurmasını emrettim.

 

İngilizlerin taarruzu sırasında piyadelerimiz yetişinceye kadar avcı hatlarımıza kadar dörtnala giderek muharebeye katılan süvari alayını, muharebe hattından çıkarıp şimdilik Büyük Anafarta’da dinlenmeye bıraktım.

Durum anlaşılıncaya kadar 6’ncı Tümeni, grup ihtiyatı olmak üzere Küçük Anafarta doğusunda bıraktım.

 

7’nci Tümen cephesinde bazı düzeltmeler ve değişiklikler emrettim ki, bunlar gelmelerine izin verdiğimiz Hayri ve Zeki Beylerin gelişleriyle derhâl uygulanacaktır.

 

Her noktada arzunuz gereğince tahkimatla uğraşıldığını bizzat gördüm.

 

Güney Grubu İstihkâm Komutanına, önce İsmailoğlu bölgesinden işe başlamak üzere direnek noktaları seçmesi hakkında talimat verdim.

 

 

Anafartalar Grup Komutanı
Albay
Mustafa Kemal

 

_____________________________________________________________________________________________________________________________________

 

 

Faydalanılan Kaynaklar:

 

 

Birinci Dünya Savaşında Çanakkale Cephesi, Cilt V, Kitap III, Atase Yayınları, 2012

 

Büyük Harbin Tarihi, Gelibolu Harekâtı, C. F. Aspinall - Oglander, 2. Cilt; Arma Yayınları, 2005

 

Anafartalar Ağustos Taarruzu, Stephen Chambers, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2015

 

Gelibolu, Peter Hart, Alfa Tarih, 2014

 

Gelibolu Yenilginin Destanı, Nigel Steel – Peter Hart, Epsilon Tarih, 2005

 

Gelibolu Harekâtı, Robert Rhodes James, Belge Yayınları, 1965

 

Gelibolu Hatıraları 1915, Ian Hamilton, Örgün yayınevi, 2006

 

Gelibolu’dan Kafkaslara, 1. Dünya Savaşı Anılarım, İsmail Hakkı Sunata, Türkiye İş Bankası, Kültür Yayınları, 2015

 

Çanakkale Muharebeleri Alanı Yer Adları Sözlüğü, Selâhattin Osman Tansel, Bursa 2010

 

_____________________________________________________________________________________________________________________________________

 

[1] Gelibolu Harekâtı, Robert Rhodes James, Belge Yayınları, 1965, s/430

 

 

[2] Gelibolu Hatıraları 1915, Ian Hamilton, Örgün yayınevi, 2006, s/270

 

 

[3] Gelibolu Yenilginin Destanı, Nigel Steel – Peter Hart, Epsilon Tarih, 2005, s/212

 

 

[4] Birinci Dünya Savaşında Çanakkale Cephesi, Cilt V, Kitap III, Atase Yayınları, 2012, s/403

 

 

[5] Birinci Dünya Savaşında Çanakkale Cephesi, Cilt V, Kitap III, Atase Yayınları, 2012, s/404

 

 

[6] Birinci Dünya Savaşında Çanakkale Cephesi, Cilt V, Kitap III, Atase Yayınları, 2012, s/406

 

 

[7] Birinci Dünya Savaşında Çanakkale Cephesi, Cilt V, Kitap III, Atase Yayınları, 2012, s/407

 

 

[8] Birinci Dünya Savaşında Çanakkale Cephesi, Cilt V, Kitap III, Atase Yayınları, 2012 s/407

 

 

[9] Anafartalar Ağustos Taarruzu, Stephen Chambers, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2015, s/194

 

 

[10] Gelibolu Hatıraları 1915, Ian Hamilton, Örgün yayınevi, 2006, s/273

 

 

[11] Anafartalar Ağustos Taarruzu, Stephen Chambers, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2015, s/201

 

 

[12] Büyük Harbin Tarihi, Gelibolu Harekâtı, C. F. Aspinall - Oglander, 2. Cilt; Arma Yayınları, 2005, s/382

 

 

[13] Gelibolu’dan Kafkaslara, 1. Dünya Savaşı Anılarım, İsmail Hakkı Sunata, Türkiye İş Bankası, Kültür Yayınları, 2015, s/159

 

 

[14] Anafartalar Ağustos Taarruzu, Stephen Chambers, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2015, s/206 (14a)

 

 

(14a) Teğmen Priestman, hücum sırasındaki gelişmeleri şu şekilde anlatmaya devam etmektedir,

 

“Vızz! Pat’ Bir mermi ayaklarımızın altındaki kuru, gri topraktan küçük bir toz serpintisi kaldırıyor, bir başkası ve solda bir başkası ve sağda. Dehşet duygusu tek yolun ileri –her ne pahasına olursa olsun ileri- olduğu şeklindeki kahredici bir inançla bastırılıyor. Bütün o uzun bekleyiş sırasında kendi kendimize bunu söylemiştik ve şimdi de tek açık izlenimimiz bu. İleri –dolu fırtınasıyla karşılaşan birinin yaptığı gibi içgüdüsel olarak eğiliyoruz- ve koşturuyoruz. Üstünde ilerlediğimiz sürülmüş, bozuk arazinin ötesinde alçak, sık böğürtlen dikenleri ve çalılıklar var. Burada bir süre uzanıp gizlenebilir ve biraz soluklanıp tekrar koşabiliriz. Sol yanımdaki asker sendeliyor ve inleyerek yere çakılıyor. Sadece gayrı ihtiyari bir nefes alış ve eski hüküm –her şeye rağmen ileri- bütün diğer duyguları bastırıyor. Yumuşak bir toprak siperin ardına sığınıyoruz ve üstümüzden mermiler uçuyor. Askerlere sessiz olmalarını söyledikten sonra çalıların arasından sürünerek şimdi ne tarafa koşacağımızı anlamaya çalışıyorum. Bir kere daha doğru yönde olduğumuz kanaatine varınca hattımız çalılıkların arasından ileri atılıyor ve açık araziden bir sonraki çite doğru koşuyor. Arkamızdaki yürekler acısı yığınlar kuvvetimizin azaldığını anlatıyor –ve şimdi yeni bir dehşet kendini gösteriyor. Bum! Rrr – çat! Üzerimizdeki şarapnel patlamalarıyla beraber ağır kurşun tanecikler her yanda toprağı yırtarak parçalıyor. Ve sağımdan solumdan yeni sesler yükseliyor –tarif edemeyeceğim, tüyler ürpertici insan sesleri. Bu kez her zamankinden daha şiddetli, fakat ileride başka bir müsait çit var. İnsanın ayrıntılara da bu kadar dikkat etmesi garip. Sert, kuru saban izlerini örten ekin sapları, sabah dikkatle temizlenip yağlanan kırık tüfek, kendimizi soluksuz attığımız çitin altındaki eski saban. Bum! Rrr! Çat! Zzzrrr! Kum, taşlar, toprak sarı bir duman bulutunun arasından her yana uçuşuyor; bu yüksek patlayıcıydı, on metre kadar arkamızda! Sanırım artık birinci siper hattına ve her şeyden çok korktuğum süngü hücumuna yaklaşmış olmalıyız. Bizim siperle düşman siperleri arasındaki mesafenin yaklaşık beş yüz metre olduğu söylenmişti; sağımızda kalan, Türklerin yan tarafımıza geçtiği ve bir mermiyle iki-üç iş çıkarabileceği o siperi geçip gittiğimizi hiç kimse fark etmedi…” (14b)

 

 

21 Ağustos 1915 tarihinde Anafartalar bölgesinde yapılacak olan genel taarruz harekâtına takviye olması için Seddülbahir bölgesinden getirilen 29’uncu Tümen’den birçok kişi henüz taarruz başlamamış olmasına rağmen yorgun olduklarından ve ayakta bile duracak mecalleri kalmadığından bahsediyordu. Bunlardan birisi de Yüzbaşı Nightingale idi;

 

“Genel bir taarruz yapılacaktı ve 29’uncu Tümen özel olarak yardım için getirilmişti. Taburumuz tugayın taarruz taburuydu ve yarım mil önümüzdeki bir tepeyi almamız gerekiyordu. Bunun başarılacağına hiç inanmadım. Herkes sıcaktan yanıyordu, ayakta duramayacak kadar yorgundu ve üç gecedir uyumamıştı…” (14c)

 

87’nci İngiliz Tugayı’nın hedefi Yusufçuk Tepe’yi (Scimitar Hill) almaktı. Bu tugayın ilk ileri hareketinde her şeyin yolunda gittiği görülmüş ve böyle devam edeceği sanılmıştı ve 1/Inniskilling Taburu tepenin zirvesine kadar tırmanmayı başarabilmişti. Ne var ki, yan taraflarından Türklerce açılan top ve makineli tüfek ateşi fazlasıyla etkili olduğundan sarsılmışlardı ve çok geçmeden geri çekilmek zorunda kalmışlardı. Sonrasında 1/ Borderers birlikleriyle beraber tekrar denedikleri halde, fena bir şekilde kayıplar vererek başarısız olmuşlardı. 6’ncı İngiliz Tugayı ise Anafarta Sırtındaki 112 Rakımlı Tepe’ye taarruz ederek bu kesimi ele geçirmek istemişlerdi. Bu taarruzun en ilerisindeki İngiliz birliği 1/Munsters Taburu idi;

 

 

“Saat 15.00’te 700 mevcutlu tabur yola çıktı. En fazla 500 metre ilerlenebildi ve oraya kadar gidenlerin hiçbiri geri dönmedi. Hepsi makineli tüfekle biçildiler. 9 Subayla yaklaşık 400 er kaybettik. Türkler yoğun bir topçu ateşi başlattılar ve fundalıklarla kaplı arazi alev aldı. Taarruz bu nedenle bölündü, birlikler dağıldılar. Yaralılarımızdan çoğu diri diri yandılar. Asla görmek istemediğim berbat bir sahneydi bu… Karargâhımız da bombalandı, sonra çevremizi ateş sardı, canlı canlı yanacağımızı sandık. Telefonun olduğu yerde ısı dayanılır gibi değildi. Alevlerin kükremesi şarapnel sesini bastırıyordu; üzerimizden alevler geçerken siperin dibine yattık. Neyse ki, her iki taraf aynı anda alev almamıştı, yoksa ne olurduk bilemiyorum. Fundalıklar yandıktan sonra az daha dumandan boğuluyorduk! Bu sırada taburumuz açık arazide biçilmekteydi. Fırına dönmüş siperin dibinde yatıp her an kavrulmayı beklerken ve taburumuzun yüz metre ileride cehennemi yaşadığını bilirken Tugay Karargâhına sakin mesajlar göndermeye çalışmak hiç de hoş olmayan bir şeydi. Sonunda telefon telleri sıcaktan birbirlerine kaynadılar…” Yüzbaşı Guy Nightingale (14d)

 

 

(14b) Anafartalar Ağustos Taarruzu, Stephen Chambers, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2015, s/208

 

 

(14c) Gelibolu Yenilginin Destanı, Nigel Steel – Peter Hart, Epsilon Tarih, 2005, s/213

 

 

(14d) Gelibolu Yenilginin Destanı, Nigel Steel – Peter Hart, Epsilon Tarih, 2005, s/214

 

 

[15] Anafartalar Ağustos Taarruzu, Stephen Chambers, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2015, s/207

 

 

[16] Çanakkale Muharebeleri Alanı Yer Adları Sözlüğü, Selâhattin Osman Tansel, Bursa 2010

 

 

[17] “Alaylar, kol nizamında birbirlerini 100 yarda mesafe ile takip ediyorlardı. Her bölük birbirini 20 yarda aralık ve mesafe ile takip ediyordu. Daha sonra aralıklar, 100 yardaya kadar artırıldı…” (17a)

 

 

(17a) Büyük Harbin Tarihi, Gelibolu Harekâtı, C. F. Aspinall - Oglander, 2. Cilt; Arma Yayınları, 2005, s/399 Dipnot

 

 

[18] Anafartalar Ağustos Taarruzu, Stephen Chambers, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2015, s/226

 

 

[19] Anafartalar Ağustos Taarruzu, Stephen Chambers, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2015, s/228

 

 

[20] Anafartalar Ağustos Taarruzu, Stephen Chambers, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2015 s/235 (20a)

 

 

(20a) 1/1 Berkshire Yeomanry birliğinin kısım subayı olan Yüzbaşı Frank Hurndall bir gün sonra hazırladığı taarruz raporunda olan bitenleri şu şekilde anlatıyor;

 

“Cephe hattındaki siperlerimize ulaşıp üzerinden geçtikten sonra, hücum hattı makineli tüfek ateşi altında olan Yusufçuk Tepe’nin güneybatı çıkıntısından kaçınmak için bir miktar sola kaydı. Ağır ateş altında olmamıza rağmen ilerlememiz devam ediyordu; fundalıktan dolayı hiçbir düşmanın ve düşman siperinin görülememesi nedeniyle ateşe isabetli bir karşılık vermek imkânsızdı. Türk siperlerine 100 metre kadar mesafede alay küçük bir sırtın arkasında mevzilendi ve Tuğgeneral Lord Longford işte burada hücum emri verdi. Bu arada bazı Dorsetliler ile Bucks Yeomanry’ler sol tarafımıza kadar gelmişti. Hücum emriyle birlikte alaydan geri kalanlar hemen arkalarında bulunan Teğmen H. C. Blyde’le birlikte sırtı aşarak düşman siperlerine daldı. Ele geçirilen bir yer bir üçgen siperin tepe noktasını oluşturmaktaydı. Aşağıda sol taraftan gelen yan ateşi yüzünden siper tutulamadı ve on dakika kadar sonra boşaltılmak zorunda kalındı. Alaydan geri kalanlar, diğer alaylardan çeşitli gruplarla beraber Yusufçuk Tepe’nin güneyine düşen dere yatağının sağladığı örtü altında toplandı. Burası South Wales Borderers tarafından tutulmaktaydı. Düşman gece boyunca karşı taarruzlar gerçekleştirdi. Sonunda, mevcut piyade alaylarından birinde üst rütbeli subay olan Binbaşı Nelson, gün ışığında savunma mümkün olmadığı gerekçesiyle, 22 Ağustos günü sabaha karşı 04.00’te bölgeyi boşaltma kararı aldı. Bütün yaralılar gece boyunca geriye taşındı; çekilme operasyonu bir düzen içinde ve herhangi bir karışıklığa yol açmadan gerçekleştirildi. Geride kalan en üst düzey subay olarak alayı 22 Ağustos sabahı 06.00 sularında Pırnar Tepe’nin arkasında topladım ve tugaya komuta eden Albay Grenfell’e rapor verdim. Üzülerek zayiatın yüksek olduğunu bildirdim. Alay dokuz subay ve 312 askerle harekâta başlamış, bunlardan beş subay ve 165 asker ölü, yaralı veya kayıp olarak rapor edilmiştir…” Yüzbaşı Frank Hurndall,1/1 Berkshire Yeomanry (20b)

 

 

(20b) Anafartalar Ağustos Taarruzu, Stephen Chambers, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2015, s/236

 

 

Bu günün anlatımını yapan kişilerden birisi de Çavuş Colin Millis olmuştu;

 

 

“Sırtımızda yükle koşmak güçtü. Sürülmüş tarlalardan geçtik ve hendeklerin üzerinden atladık… Kurşunlar ve mermiler yağmur gibi yağıyordu… Birden başka bir dehşet olay oldu, uzun bir fundalık ve çalılık parçası alev almıştı, yangın bir anda yayıldı, alevlerin arasından geçmekten başka çare yoktu, ben de öyle yaptım… Öteki tarafa vardığımda dumandan boğulacak gibiydim… Korkunç bir ölüm tuzağıydı bu ve orada çok kurban verildi, zavallıların düzinelercesi oldukları yerde düştüler ve alevler arasında cayır cayır yandılar… O sahneyi asla unutamayacağım. İki yüz metre sonra Çukulata Tepesi’nin (Pırnar Tepe) altına ve nispi bir güvenliğe varmıştık…” (20c)

 

 

(20d) Gelibolu Yenilginin Destanı, Nigel Steel – Peter Hart, Epsilon Tarih, 2005, s/215

 

 

İngilizler için dehşet anlarının yaşandığı 21 Ağustos 1915 günü taarruzunda, bölgenin güney kesiminde İsmailoğlu Tepesi’nin etekleri yönünde yapılan taarruz sırasında, birlikler hendekler ve su kanallarıyla dolu olan bir araziden ilerlemişlerdi. Türk savunma birlikleri adına fevkalade olanaklara sahip olan bu kesimde, savunma arazisi çok iyi değerlendirilmiş ve İngilizlere açık kapı bırakılmamıştı. Bu yöne taarruza kalkmış olan iki İngiliz taburu darmadağın edilmişti. Bunun üzerine 8’inci Duke of Wellington Taburu bu kısmı takviye için getirilmişti. Din görevlileri birliklerin motivasyonunu artırmaya çalışmış ve onlara moral vermeye çalışmışlardı. Ardından bu taburun taarruzu da başlamıştı;

 

 

“Saat 15’te siperin kenarında sıraya dizildik, sayıldık, dörderli gruplar halinde toplandık ve subay, ‘Marş marş’ komutunu verdi. Yanımdaki arkadaş, ‘Elland Road’da şimdi maç başlıyordur’ dedi. Ama o anda Leed’s de, futbol da benden çok uzaktı. Kurşunlar rahatsız edecek kadar yakına düşmeye başlayıncaya kadar kol halinde yürüdük, komutanımız ‘sağa ve sola açılın’ komutunu verdi sonra, talim sırasında Grantham’da Bentham Park’ta çok yaptığımız bu hareketi de yaptık. Şimdi geçmişi düşününce askerin davranışına şaşmaktan kendimi alamıyorum. Herkes komşusundan iki metre uzaktaydı ve subay ’21 numara geriye kay, 10 numara sıraya gir’ diye bağırıyor ve çevremizde kurşunlar vızıldıyordu. Bir ara ‘Nasıl oluyor da isabet etmiyorlar’ diye düşündüğümü hatırlıyorum… Disiplinimiz bizi o gün çok kayıp vermekten kurtardı sanırım… Bizim en ön siperlerimizin birkaç metre önüne çıktığımızda ilk kaybımızı verdik… Sonra soldaki er hemen hemen hiç ses çıkarmadan devrildi. Anında ölmüştü. Ondan sonraki _benim sağımdaydı_ … Cepheyi aştıktan sonra artık sinekler gibi düşmeye başladılar. Türklerin siperleri bizimkinden 800 metre kadar ilerde bir tepenin yamacındaydı. Tepenin eteğinde bir ağaçlık ve çalılık vardı, biz de onlara doğru koşuyorduk. Solumuzdaki 29’uncu Tümen’in Pırnar Tepe’de Türk siperlerine vardıklarını görüyorduk ama sayıları çok az gibiydi. Tepede ve ovada her tarafa cesetler saçılmıştı. Ağaçlara vardım, çalılıklardan birisinin arasına girdim (içimden bir ses boşluklara girmememi söylüyordu, dinlemekle iyi etmişim gibi, birinde üç kişinin devrildiğini gördüm) ve kendimi kuru bir dere yatağında buldum, yatak bir buçuk metre kadar derindi ve iki yanından çalılıklarla korunuyordu. Ama aynı zamanda ölü ve yaralılarla doluydu ve on-on beş metrelik bir alanda tek sağ bendim. Önümdeki çalılıklar arasından baktığımda sadece ölüleri görebiliyordum. Tek başına oradan çıkmak çılgınlık olacaktı. Hendekteki yaralılar için elimden geleni yaptım. Bu arada makineli tüfekler birkaç dakikada bir orasını taradıklarından başımı kaldırmamaya çalışıyordum…” Er Ernest Lye (20e)

 

 

(20e) Gelibolu Yenilginin Destanı, Nigel Steel – Peter Hart, Epsilon Tarih, 2005, s/215

 

 

[21] Büyük Harbin Tarihi, Gelibolu Harekâtı, C. F. Aspinall - Oglander, 2. Cilt; Arma Yayınları, 2005, s/393

 

 

[22] Birinci Dünya Savaşında Çanakkale Cephesi, Cilt V, Kitap III, Atase Yayınları, 2012, s/417

 

Yücel ÖZKORUCU

 

MUHAREBE ALANI YER İSİMLERİ

07 Ekim 2017
30 Eylül 2017
29 Ağustos 2017
20 Ağustos 2017
29 Haziran 2017
12 Nisan 2017
12 Mart 2017
24 Şubat 2017
17 Şubat 2017
11 Şubat 2017
27 Aralık 2016
26 Kasım 2016
25 Ekim 2016
20 Ekim 2016
11 Ekim 2016
29 Eylül 2016
11 Eylül 2016
14 Temmuz 2016
13 Temmuz 2016
04 Temmuz 2016
28 Haziran 2016
15 Haziran 2016
05 Haziran 2016
03 Haziran 2016
15 Mart 2016
06 Mart 2016
01 Mart 2016
26 Şubat 2016
16 Şubat 2016
14 Şubat 2016
12 Şubat 2016
08 Şubat 2016
03 Şubat 2016
01 Şubat 2016
30 Ocak 2016
10 Ocak 2016
31 Aralık 2015
22 Aralık 2015
03 Aralık 2015
03 Aralık 2015
28 Kasım 2015
27 Kasım 2015
26 Kasım 2015
15 Kasım 2015
09 Kasım 2015
04 Kasım 2015
02 Kasım 2015
01 Kasım 2015
29 Ekim 2015

 

© 2015-2017 www.canakkalemuharebeleri1915.com