bannnerfinal1.jpg

Yücel ÖZKORUCU

Ağustos Muharebeleri - 12

 

Akdeniz Seferi Kuvvetler Komutanı General Ian Hamilton, 9 Ağustos 1915 günü Anafartalar’da, 10 Ağustos tarihinde ise Conkbayırı’nda hüsrana uğraması ile birlikte büyük endişe duymaya başlamıştı. Bundan sonrasında ne Seddülbahir cephesinde, ne de umut taşınan Arıburnu ve Anafartalar cephesinde işler hiç de iç açıcı değildi. Hamilton, olan biteni “henüz başarıya ulaşamamak” olarak değerlendirerek öncelikle teselli bulmaya çalışmış ve ardından teknik açıdan hâlâ daha elindeki kozları değerlendirebileceğini düşünmüştü. Şu ana dek yapılan onun son kozuydu. Bununla birlikte, işler yolunda olmamasına rağmen her şey bitmemişti. Bu aşamadan sonra kaybedilecek fazla bir şey kalmamıştı ve eldeki tüm kuvvetlerden en yüksek ölçüde verim alabilmek için yüklenmeye devam edilecekti.

 

“Türkler… Ancak bizi Conkbayırı’ndan atmak sureti ile vazifelerini yaptılar. Bununla birlikte önemi yok, hiçbir zaman ümitsizliğe kapılmamalı…” General Ian Hamilton [1]

 

General Hamilton son gelişmelerin endişe verici olduğunu biliyordu ama bunu mağlubiyet olarak görmüyordu. Ona göre Türk birlikleri de oldukça yıpranmış ve bitkin durumdaydılar. Taarruz cephelerinde dört gündür süren çarpışmalarda yaklaşık 25.000 kişiden oluşan zayiat verilmişti ama Hamilton bunları savaşın doğal seyrine bağlıyor ve olağan görüyordu. Mutlak zafer, içinde bulunulan şartlarda kendilerinin olmalıydı ve kendisine göre bunu en çok İngilizler istiyordu. Bununla birlikte Anzak kuvvetlerinin kendilerinden beklenenin çok üstünde performans sergilemiş olduklarını ve bu aşamadan sonra onların da daha fazla üzerine gidilemeyeceğini gayet net bir şekilde biliyordu. Bundan sonraki günlerde Anzak birliklerinin taarruz için takati kalmadığı açık seçik ortadaydı. Bu durumda Anafartalar kesimindeki vaziyetin toparlanması ve buradan Anzak kesimine yardım edilmesinden başka bir çare görünmüyordu. Ne olursa olsun Anafartalar ovasına hâkim durumda olan tepelerdeki Türk birlikleri buralarda tamamıyla savunma durumuna geçerek sağlam tahkimatlar oluşturmadan önce bir şeyler yapılması gerekliydi. Bu yüzden Anafartalar kesiminde bulunan 9’uncu İngiliz Kolordusuna mensup olan birlikler bir günlük süre içinde dinlendirilecek, gerekli ikmalleri sağlanacak ve tertip içinde bulunacaklardı. Burada büyük bir sorun görünüyordu. Bir yandan Türk savunması tepeler hattında tahkimata girişmişken, diğer yandan 9’uncu İngiliz Kolordusu birliklerinin ova içinde kalması büyük tehlike içeriyordu. Bu yüzden tam olarak kararlı bir tutum sergilenecek ve General Francis Inglefield’ın komutasını yürüttüğü 54’üncü İngiliz Tümeni’ne mensup birlikler tarafından Tekke Tepe’nin ele geçirilmesi bir şekilde mümkün kılınacaktı. Bununla birlikte Mısır’dan gönderileceği bildirilmiş olan 2’nci Atlı Tümeni ve Seddülbahir cephesinde bulunan 29’uncu İngiliz Tümeni de takviye olarak kullanıldığında işlerin çok daha yoluna gireceği düşünülüyordu. Anafartalar bölgesinde bulunan tüm bu İngiliz kuvvetleri ile yapılacak olan büyük bir taarruz neticesinde başarı elde edilmesi halinde, General Birdwood’da bu duruma bağlı olarak Anzak kolordusunu harekete geçirebilirdi.

 

General Hamilton’un taşımaya çalıştığı umut, zafer elde etmek isteyen bir komutan için yanlış bir tutum olarak görülemezdi ama işin sahaya yansıyan etkilerini de göz ardı etmemek gerekiyordu. 9’uncu Kolordu Anafartalar bölgesindeki vaziyetiyle pek umut verici görünmüyordu. Buraya yapılan çıkarmaların en başında planlanan hedeflere ulaşılamadığı gibi, bundan sonra bu hedefler Türk savunması tarafından aşılması çok zor bir engel olarak durmaya başlamıştı. Bölgede Türk kuvvetleri tarafından güçlü bir savunma teşkil edildikten sonra ve özellikle de ConkbayırıKocaçimen Tepe hattının çok kısa bir süre sonra tamamen elden çıkarılmasıyla birlikte Anafartalar kesiminde bulunan İngiliz birlikleri kendi başlarına ne yapabileceklerdi. Zira bölgede bulunan İngiliz birliklerinin de bu konuda hiçbir umudu kalmamıştı. General Hamilton’un zihninde şekillenen son umut planı hızla devreye alınacak ve General F. S. Inglefield komutasındaki 54’üncü İngiliz Tümeni Anafartalar bölgesine takviye için gönderilecekti. Bu işleme derhal başlanmış ve 10 Ağustos öğleden sonrasından itibaren birlikler bölgeye gelmeye başlamışlardı. Geldikleri andan itibaren karanlık basmadan önce yedi taburluk kuvvet Softa Tepe’nin batı yönündeki sahilden karaya çıkarılmıştı. General Hamilton bu tümeni Tekke Tepe’yi almak ve ilk etapta bu tepe üzerinde sağlam bir şekilde tahkimat yaparak yerleşmek için değerlendirmek istiyordu. Hamilton’un bu konudaki yegâne endişesi, bu birliklerin karaya çıkarıldıktan sonra bölümler halinde kullanılması ve etkisinin daraltılması yönünde idi. Eldeki bu son derli toplu ihtiyat kuvvetinin genel karargâhın bilgisi ve emri olmaksızın kullanılmaması konusu 9’uncu Kolordu’ya bildirilmişti. Ne var ki, Anafartalar bölgesindeki 9’uncu İngiliz Kolordusu karargâhında atmosfer daha farklı gibiydi. Burada başına buyruk girişimler hâkim gibiydi. Anafarta Limanı ve sahillerin emniyeti için karargâhta büyük bir hareketlilik vardı. 54’üncü Tümen birlikleri karaya çıkarılır çıkarılmaz ilk iş olarak, 10’uncu Tümen’in sağında bulunan bir boşluğun doldurulması amacıyla kullanılmışlardı. Öncelikle tümen subayları ileri hatlara götürülerek işgal etmeleri istenen kısımlar kendilerine gösterilmişti. Saat gece 22.00 sıralarına geldiğinde ise farklı tugaylardan oluşan altı tabur toplanarak bu hattı takviye için gönderilmişlerdi. Bir yandan tümen bu şekilde parçalanırken bir taraftan da ileri hatlara sevk edilen birliklere rehberlik eden subay yolunu kaybettiğinden bu işlemler de sabaha kadar devam etmiş ve oldukça eziyetli bir hâl almıştı. Bölgenin kronik hastalığı gibi nüksedip duran talihsizliklerden bu defa da 54’üncü İngiliz Tümeni nasibini almıştı. Esasında tüm bunlara talihsizlikten öte yönetim ve idare zafiyeti açısından bakmak belki de çok daha yerinde olacaktır.

 

Anafartalar bölgesindeki birliklerin kendilerini toparlayarak tamamen düzenli bir vaziyete geçmeleri için verilen bir günlük istirahat süresi 11 Ağustos 1915 gününü kapsıyordu. Bugün yapılacak tertiplenmenin ve bölgeye çıkartılan 54’üncü İngiliz Tümeni’nin varlığı ile geniş ovayı çeviren tepe hatlarını Türk kuvvetlerinin elinden söküp almaktan başka hiçbir çare olmadığından kaybedilecek zaman yoktu. Geçen her saat çok kıymetliydi ve Türk kuvvetlerinin tepeler hattında savunmalarını pekiştirmelerine olanak verilmesi halinde, bundan sonra Seddülbahir ve Anzak cephelerinde olduğu gibi, bu kesimlerde de mevzi muharebelerine geçilmesi olasılığı gayet belirgin bir biçimde ortadaydı. General Hamilton’ın 54’üncü İngiliz Tümeni’ni bütün birlikleriyle kullanabilmek için kesin emir vermesinin çok geçerli bir sebebi vardı. 11 Ağustos günü çıkarmasını bütün olarak tamamlayacak olan tümenin 11/12 Ağustos gecesi Anafarta Ovası’ndan ilerlemesi ve 12 Ağustos sabahı Kavak TepeTekke Tepe hattına taarruz ettirmek istiyordu. 54’üncü Tümen’in taarruzu sırasında 10’uncu ve 11’inci Tümenler de taarruzun yanlarını korumaları gerekiyordu. Bu emir başka detayları da içerdiği ve bu ayrıntıların şifahen bildirilmesi için Anafartalar bölgesine bir kurmay subay gönderilmişti. İşte bu kurmay subayın karaya çıkmasıyla birlikte öğrendiği durum tam bir hayal kırıklığı olmuştu. Bir kez daha General Hamilton’un istediğinin dışında işler olmuştu ve artık buna tahammül etmek Hamilton için gerçekten de çok zor olmaya başlamıştı. 54’üncü Tümen’in sahil hattının savunması için tugaylarından karışık bir şekilde birlikler alınması ve bu birliklerin de aksilikler yüzünden henüz hiçbir çatışmaya girmeden bitkin duruma düşmeleri İngiliz Genel Karargâhı için kabul edilemez bir durumdu ama bununla da bitmemişti. 9’uncu Kolordu Komutanı General Stopford genel karargâha gönderdiği bir yazıda, bölgeye daha önce gönderilmiş olan 53’üncü Tümen birliklerindeki askerlerin deneyimsiz ve yeteneksiz olduklarından başarıya ulaşamadıklarını ifade etmişti. Şimdi de 54’üncü Tümen’in benzer durumda olmasından dolayı aynı olayların tekrar etmesinden kuşku duyduğunu öne sürmüştü.

 

Ova'dan Tekke Tepe

 

General Ian Hamilton’un Anafartalar kesiminden gelen bu yazının ardından tahammülü bir kez daha dayanamayacağı bir noktaya gelmişti. General Stopford’un görüşlerini kesin olarak iş göremezliğin bahanesi olarak nitelendirmiş ve bu görüşlerin hiç birisine katılmamıştı. Yerinde duramayarak Stopford’un görüşlerini kendisinden duymak ve değişmesini sağlamak üzere bölgeye hareket etmişti. General Stopford’un daha harekâtın en başından beri bölgede süren faaliyetlere kayıtsızlığı ve 7-8 Ağustos 1915 günlerinde elde bulunan baskın avantajını değerlendirememesi yüzünden, General Hamilton’un kendisine olan güveni neredeyse hiç kalmamıştı. Bu şartlarda yapılan görüşmede Stopford bu kez de görüşlerini yüz yüze ileri sürmekle birlikte, buna ilave olarak kendi en iyi birliklerinin Fransa’ya gönderilmesine de hayıflanmıştı. General Hamilton, Stopford’u dinlemek ve anlamakla birlikte sert bir ifade ve duruş göstererek verdiği emirlerde kesinlik olduğunu ve hiç tartışmaya bile girmeden bunların tatbik edilmesi gerektiğini ortaya koyuyordu. Tekke Tepe yönüne yapılması gereken taarruz için hiçbir sakınca olmadığı gibi, mevcut durumda her an kaybedilen zamanın sonucun kötü gitmesinde tesirli olacağını ifade ediyordu. Yine de gerekli düzenlemelerin yapılmamış olması nedeniyle taarruzun 12 Ağustos tarihine ertelenmesi konusunda anlaşılmıştı. 54’üncü İngiliz Tümeni Tekke Tepe sırtlarına 13 Ağustos sabahı taarruza geçecek ve daha önceden belirtildiği gibi 10’uncu ve 11’inci Tümenler de bu taarruza bulundukları yerlerden yardıma geçeceklerdi. General Stopford’un çekincelerinin sonu yok gibiydi. Bu defa da, General Inglefield’ın komutasındaki 54’üncü Tümen’in taarruz istikametinin fundalıklarla kaplı olduğu ve bu yüzden bazı Türk keskin nişancı askerlerinin bu fundalıklarda gizlenerek tümen ile bunlara katırlar ile ikmal yapılacak yolun güvenli olmayacağından endişe edilmekte olduğunu ileri sürmüştü. Bu görüşlerde yerindelik bulunuyordu. Tekke Tepe’nin batı yamaçları oldukça sık fundalıklarla örtülü olduğundan, tepe ele geçirilse dâhi bazı Türk avcı askerlerinin buralarda gizlenerek ulaştırma işlerinin aksamasına yol açması mümkün görünüyordu. General Hamilton geri adım atmak istemiyordu. Her durumda öne sürülenlere bir çare bulmak ve derhal uygulamaya geçmek için şartlanmıştı. Bu konu için bulduğu çare ise, Anzak bölgesinden 100 kişilik deneyim kazanmış ve iyi nişancı bir müfreze oluşturularak bunlar örtü kuvvetleri gibi kullanılacak ve fundalıklar taranarak ilerleme kaydedilecekti. Hamilton bölgeden ayrılmadan önce 13 Ağustos sabahı 54’üncü Tümen’in taarruzunun hiç mazeret olmaksızın gerçekleşmesi gerektiğini ısrarla söylemişti.

 

Kireç Tepe Sırtı Kuzey Yamacı

 

9’uncu İngiliz Kolordusu Komutanı General Stopford’un endişesi artmıştı. Verilen emir kati olmakla birlikte buna kendi başına uyması pek bir şey ifade etmiyordu. Birliklere tam manasıyla bir çekidüzen verilememişti ve bu halde iken yapılacak bir taarruzun sonuçları için yüksek bir kaygı taşıyordu. Stopford için yapılacak bir tek şey kalmıştı; tümen komutanları ile durumu istişare etmek. Tümen komutanlarına genel karargâhın emirleri açıkça anlatıldıktan sonra görüşler alınmıştı. İlk olarak benimsenen görüşe göre, 54’üncü Tümen’in yapacağı taarruz öncesinde 53’üncü Tümen’in taarruz istikâmeti olan tepenin yamaçlarına kadar ilerletilmesi ve bu şekilde 54’üncü Tümen’in gece yapacağı taarruzun kolaylaştırılması gerekecekti. Bu görüşün ortaya atılmasının ardından 54’üncü Tümen Komutanı General İnglefield, komuta kolaylığı açısından bu görevin kendi tümenine ait tugaylardan birisinin yapılması fikrini ileri sürmüştü. Bu görüş hiçbir muhalif fikir ile karşılaşmamış ve onaylanmıştı. Görüş birliği üzerine harekât planı biraz daha değiştirilerek uygulamaya konmuştu. Böylece General C. M. Brunker komutasında bulunan 163’üncü Tugay’ın, harita üzerinde belirlenen bir noktaya kadar ilerlemesi konusunda anlaşıldı. Belirlenen hatta varıncaya kadar ilerleme yapılacak ve hemen ardından bu hatta varılır varılmaz, 53’üncü Tümen’e ait bir tugay bu tugayı takviye edecek ve karanlığın basmasıyla birlikte 54’üncü Tümen ilerlemeye başlayacaktı. Ertesi sabah vaktine gelindiğinde ise tepeler hattına taarruz başlatılacaktı. 163’üncü Tugay bu belirlemelere göre Sülecik – Kükürtlüpınar hattından geçerek 36’ncı Türk Alayı’nın 1’inci Taburu ve 35’inci Türk Alayı’nın sağ kanadı tarafından savunulan bölgeye taarruz edecek. 53’üncü İngiliz Tümeni’nden bir tugay ise işte bu taarruzu takviye edecekti. Ana plan şekillenmişti ama General Stopford buna rağmen temkinli olmakta yarar buluyordu. 54’üncü Tümenin tepeler hattına yapacağı esas taarruzdan önce öğleden sonra yapılacak olan ilk taarruzun neticesini beklemek daha uygun görülmüştü. Bu yüzden ilk taarruz emrini bu yerel harekât için vermişti. Bu harekât biçimi hakkında da genel karargâha bir rapor sunarak burada belirtmişti. Bu raporda, 54’üncü Tümen birliklerinin tamamı ile yapılacak genel taarruz için öğleden sonraki taarruzun sonucuna bakılacağı ve şayet bu ilk taarruz Türk savunması tarafından kuvvetli bir şekilde mukavemet görür ve başarıya ulaşamaz ise bu halde ana taarruzu 24 saat tehir edeceğini bildirmişti. Bu haber General Hamilton için umutsuz bir Stopford klasiği olarak algılanmıştı ve bu defa kendisi içinde harekât şüpheli duruma düşmüştü. Bu şekilde arzusuz ve özgüven yoksunu bir komuta idaresinden başarı beklemek sonuçta mutlaka hayal kırıklığı anlamına gelecekti.

 

General Hamilton emrini kesin olarak verdiği taarruzun bazı şartlara dayalı olarak gerçekleştirilmesine hiçbir şekilde rıza göstermek istemiyordu. Şimdiden Türk savunması hedeflenen tepelerde varlığını sürdürürken, bu son şansın hemen yakalanması için girişimde bulunmak yerine, ufak bir aksilikle karşılaşılmasıyla beraber tehir edilmesi fikrine sıcak bakması mümkün görünmüyordu. O hiçbir şekilde bu tepelerdeki avantajın ve inisiyatifin Türk savunmasında olmasını istemiyordu. Diğer yandan harekâtın yavaş gitmesi İngiltere’yi de kaygıya götürüyordu. Savaş Bakanı Kitchener bu durumdan katiyen memnun değildi ve bir an evvel zaferi müjdeleyecek sonuca gidilmesini ve bunun haberini duymayı bekliyordu. General Hamilton, onu rahatlatmak için kendi kaygılarını geride tutmak zorundaydı. En son yazdığı raporda da 13 Ağustos sabahı yapılacak taarruz için bütün birliklerde bulunan her şahsın çok arzulu olduğunu ve büyük ihtimalle tepe hatlarının ele geçirileceği haberini kendilerine ileteceğini bildirmişti. Geniş bir plan yapılmamıştı ama Tekke Tepe üzerine yapılacak olan taarruz harekâtının aksiliğe uğraması halinde dâhi, bu defa İsmailoğlu Tepesi’ne hücum edilmesi fikrini görüşmek üzere General Hamilton, Kurmay Başkanı General Braithwaite’i Anafartalar bölgesine göndermişti. Braithwait’e tembihlenen husus şu şekilde aktarılacaktı: Şayet, Tekke Tepe üzerine yapılacak olan taarruz harekâtında büyük güçlüklerle karşılaşılması söz konusu olursa ve bu harekâtın tehir edilmesine karar verilirse, işte bu halde İsmailoğlu Tepesi’ne yapılacak olan diğer taarruza geçilmesi kesin olarak uygulanacaktır. [2] General Stopford ile Braithwaite arasındaki görüşmede ilginç bir şekilde Stopford’un harekâta yaklaşımında olumlu sözler ettiği görüldü ve sonunda General Braithwaite ile öğleden sonraki ilk dalga taarruzun sonucu her ne olursa olsun Tekke Tepe sırtlarına muhakkak taarruz edilmesi konusunda anlaşmaya varılmıştı. Bu anlaşmanın sonuçları tümen komutanlarına iletilmişti. Bu durumda İsmailoğlu Tepesi’ne bir taarruz koordinasyon eksikliğine sebep olabileceğinden, bu harekâttan vaz geçilmişti ve General Braithwaite razı olmuştu. Ne var ki, bu taarruzdan şimdilik vaz geçilse bile ilk fırsatta muhakkak gerçekleştirilecek ve İsmailoğlu Tepesi de ele geçirilecekti. Alınan kararlar arasında Anafartalar bölgesinin güney kısmının güvenliği için Anzak Kolordusundan bir tugay kuvvet ile himaye edilmesi de vardı.

 

“Subaylarımızın erlerden çok daha çabuk vurulduklarını fark ettik. Yaptığımız ilk şey bütün rütbe işaretlerinin sökülmesi oldu. Silinmez kalemlerle omuzlara çavuşlar için şerit, subaylar için baklava biçimleri çizdik. Bunlar sadece birkaç adım uzaktan görülebiliyordu. Bundan başka rütbe işaretlerine izin yoktu…” Onbaşı Arthur Hemsley*

 

* Gelibolu Yenilginin Destanı, Nigel Steel – Peter Hart, Epsilon Tarih, 2005, s/206

 

 

12 Ağustos 1915 günü 163’üncü İngiliz Tugayı saat 16.45 sıralarında belirlenen hedefe taarruz için ilerlemeye başlamıştı. Sağda 1/5 Norfolk Taburu, merkez kesimde 1/8 Hampshire Taburu ve solda 1/5 Suffolk Taburu bulunuyordu. 1/4 Norfolk Taburu ise birliklerin gerisinden hareket ediyordu. İngiliz birlikleri araziyi tanımıyorlardı ve istikamet aldıkları hedef üzerinde daha önceden keşif çalışmaları da yapılmamıştı. Nihai hedefe yaklaştıkça arazi yoğun bir şekilde fundalıklarla kaplıydı ama yürüyüşün başladığı kesim, bazı noktalarda küçük derelerle kesilmesine rağmen genel olarak düzlük idi. Yaklaşık 500 metre kadar hiçbir mukavemete uğramayan İngilizler, daha sonra Türk ateşleri ile karşılaşmışlar ve kayıplar vermişlerdi. Böylesine açık bir alanda gündüz vakti yapılan harekât çok mantıklı değildi. Bu İngiliz Tugayına ait taburlar, 36’ncı Türk Alayının 1’inci Tabur cephesi ile 35’inci Alay’ın sağ kanadında bulunan 3’üncü Taburun cephesine yaklaşmış ve ateşle karşılaştıkları andan itibaren taarruza geçmişlerdi. Buna mukabil 36’ncı Türk Alayı’nın 1’inci Taburu hiç zaman kaybetmeden İngilizlerin üzerine karşı taarruza kalkmışlardı. Bu karşı taarruza 35’inci Alay’ın sağ kanadı da iştirak etmişti. Türk atakları coşkuluydu ve başarılı olmuştu. İngilizlerin zayiatları o kadar fazla olmuştu ki, birlikler birbirleri ile bağlantılarını tamamen koparmışlardı. Bu karşı hücum ile sersemlemişler ve yaklaşık 500 metre kadar geri çekilmek zorunda kalmışlardı. Türk kuvvetleri en son vardıkları noktada İngilizlerin geri çekilmesi üzerine hemen tahkimata girişmişlerdi ve savunmayı burada kabul etmeye karar vermişlerdi. Ne var ki, İngilizler taarruz kuvvetlerini takviye ederek akşam saat 18.25 sıralarında 36’ncı Alay’ın 1’inci Taburu üzerine yeniden taarruza geçmişlerdi. 1’inci Taburun sol kanadı zayıflamış ve geriye çekilmek zorunda kalmıştı ve İngiliz kuvvetleri bu çekilen Türkleri takibe başlamışlardı. Tam bu sırada 36’ncı Alay’ın ihtiyatlarından iki bölük kadar kuvvet, takip halinde bulunan İngiliz kuvvetlerinin üzerine süngü hücumuna geçmişlerdi. Yarbay Horace Beauchamp komutasındaki 1/5 Norfolk Taburuna mensup İngiliz birliği bu Türk piyadesinin süngü hücumunda neye uğradıklarını şaşırmışlardı. Tabur komutanı başta olmak üzere 15 subay ve 250 erden oluşan bu takip kuvveti tamamen süngülenmişler ve geri dönememişlerdi. İngilizlerin takviye edilmiş olan diğer birlikleri de bu taarruzlarında başarılı olamamışlar ve başladıkları noktaya ricat etmek zorunda kalmışlardı. Sonuç itibarıyla İngiliz kuvvetleri taarruza başladıklarında elde ettikleri arazi parçasını büyük kayıplar vererek terk etmek zorunda kalmışlardı. [3]

 

“Hamilton Stopford’u sıkıştırır ve Stopford da müstahfaz tümenlerinin işe yaramazlığını ispata çalışırken bu tümenlerden birisinin kumandanı General Inglefield bu iddiayı baltalamak için olacak Hamilton’un Anafartalar’daki dağ eteklerine doğru hatlarını sürmek teşebbüsünü kendi tugaylarından biriyle (163’üncü Tugay) yapmayı teklif ediyor ve bu teklif de 9’uncu İngiliz Kolordusunca kabul ediliyor. Bu suretle de Albay Sir Hourace Beauchamp’ın* 163. Tugayıyla Yarbay Münip Bey komutasındaki 36’ncı Alayın iki taburu karşı karşıya geldiler, İngiliz tugayı 4’üncü ve 5’inci Norfolks Taburlarıyla 5’inci ve 10’uncu Norfolks taburlarından oluşuyordu. 36’ncı Alay üç taburlu olup bundan birisini de sol yanındaki 34’üncü Alay’ın yedeği olarak göndermişti.** Savaş yeri Küçük Anafarta Köyü’nün kuzeyindeki Kavak TepeTekke Tepe ilerisiydi. Yarbay Münip Bey, iki taburundan birisini cepheye yerleştirdi. Diğerini de geride yedekte bulundurdu.

 

Taarruz İngiliz filosunun şiddetli bombardımanıyla başladı. Münip Bey bunun taarruza bir başlangıç ve hazırlık olduğunu anlayarak yedek bölüklerine hazırlık emri verdi. Saat 16.50’de taarruz ve piyade savaşı başladı. Düşman daha ziyade cephedeki 36’ncı Alay’ın 1’inci Taburunun sağ tarafına saldırdı. Bunun üzerine 36’ncı Alay’ın bir yedek (ihtiyat) bölüğü bu tarafa gönderildi. İngiliz taarruzu çıkış noktasından itibaren 1.000 metre kadar süratle ilerledi. Ancak bu ilerleme sırasında çok fazla zayiat verdi ve hızı giderek yavaşladı ve hatta kısmen durduruldu. Sadece 5’inci Norfolks Taburunun komutanı ile 16 subay ve 250 asker buldukları nispeten uygun durumdan yararlanarak Osmanlı birliklerinin sağ tarafına doğru ilerlediler ve fundalık araziye girdiler. Türk hatlarına yaklaştılar. Yarbay Münip Bey, İngilizlerin bu kısmi ilerlemesini görünce sağ yanına bir bölük daha gönderdi ve askerlerini süngü hücumuna kaldırdı. 5’inci Norfolks Alayı*** çok ileri çıkmanın cezasını çekti ve pek çoğu hayatını kaybetti, bir kısmı da yaralandı. İngiliz Tugayı bir süre sonra ileri gitmiş olan 5’inci Norfolks Alayı’(Taburu) na mensup taburun akıbetini anlamak için bir taarruz daha yaparak Osmanlı hatlarına yaklaştı. Yarbay Münip Bey yedekte tuttuğu en son bölüğünü de ileri sürdü ve kendisi de 36’ncı Alay’ın başına geçerek, elindeki iki taburla ilerleyen dört İngiliz taburuna karşı saldırıya geçti. İngiliz Tugayı 500 metre geri çekilmek zorunda kaldı ve giriştiği taarruzdan da vazgeçmek zorunda kaldı…” [4]

 

*54’üncü Tümen 163’üncü Tugay Komutanı General Capel Brunker idi. İngiliz Resmi Tarih yayınına göre Yarbay Horace Proctor-Beauchamp 1/5 Norfolk Taburunun komutanıdır.

**İngiliz taarruzunu 36’inci Alay’ın 1’inci Taburu ve 35’inci Alay’ın sağ kanadında bulunan 3’üncü Taburu karşılamışlardı.

 

**Taburu

 

“Çarpışmalar esnasında 163’üncü Tugay’ın adının duyulmasına sebep olan gizemli bir olay gerçekleşti. Savaş sahasının sağında bulunan 1/5 Norfolk Taburu bir anda kendini, düşmanla, Tugay’ın diğer kısmından daha zayıf bir şekilde mücadele ederken buldu. Düşmanın kuvvetine rağmen, özgüveni yüksek olan Albay Sir H. Beauchamp* Taburunun en seçkin askerleriyle düşmanı takip etti. Çatışmalar gittikçe şiddetlendi ve arazi de gittikçe ormanlık ve sarp bir şekle bürünmeye başladı. Savaşın bu aşamasında birçok asker yaralandı ve susuzluğunda etkisiyle bitkin düştü. Bazıları, gece karargâha dönebilmenin bir yolunu buldu. Fakat 16 subayı ve 250 askeriyle birlikte Albay düşmana karşı direnmekten vazgeçmedi. Bu cesur ve kahraman askerler arasında Kraliyet Sandrigham bölgesinden katılan seçkin askerler de vardı. O zamandan beri onlardan hiçbir haber alınamadı. Bunlar ormana daldılar ve kaybolup gittiler. Hiçbiri geri dönmedi…” Ian Hamilton [5]

 

*Bu anlatımda Sir H. Beauchamp’ın rütbesi Albay olarak anılmaktadır. İngiliz resmi yayınında ve bazı kaynaklarda Yarbay olarak geçmektedir.

 

 

Türk komutanları bulundukları arazinin koşullarına ve hâkim noktada bulunmanın avantajına göre, muharebe taktiklerinin yanı sıra bazı yan tedbirlere de başvurmuşlardı. Özellikle de arazinin sık fundalık ve çalılık alanlarında deneyimli keskin nişancılardan faydalanıyorlardı. Bu nişancılar yanlarına kendilerine uzun süre yetecek kadar gıda malzemesi ve cephane alarak düşmanlarına yaklaşıyorlar ve belli bir noktada gizlenerek bilhassa subayları hedef alıyorlardı. Bu taktik oldukça başarılı bir şekilde devam ediyordu ve bir süre sonra İngilizler için bezginlik sebebi olmuştu. Aynı taktik Arıburnu ve Seddülbahir bölgelerinde de arazinin elverdiği ölçüde sürdürülmüş ve benzer şekilde İngiliz tarafı da aynı yönteme müracaat etmişti.

 

“Hepimiz ovanın bu belirli bölgesine yürüme emri almıştık. Açık ve engebeli bir arazi. 1000 kişilik Norfolklar kendi cephemizde yayılmış durumdaydık. Hatırladığım tek şey, düşman hattına kadar ilerleyip gece için siper kazacağımızdı. Düşman hattının nerede olduğu bilinmiyordu, bize sadece ileri gitmemiz söylenmişti. Eğer yanı başınızdaki arkadaşınız yaralanıp düşerse taarruz hattını bozmamak için durup ona yardım etmeyecektiniz. Yaralananlar kendi başlarının çaresine bakacaklardı. Benim görevim mangam ve takım subayımla hattı korumak, diğerleriyle birlikte ilerlemekti. İmha edildiğimiz kuşkusuzdur… Liderlerimizi ilk başta kaybettik. Onları yürürken, sigaralarını içerken hâlâ görür gibiyim. Keskin nişancıların hedefleriydiler. Onları kaybetmek tüm taburun moralini bozmuştu… Süngü takmamız emredilmişti ki, güneş altında parıltılar yerimizi belli ettiğinden bu da büyük bir hataydı. Her yandan açılan ateşle ortalık cehenneme dönmüştü. Türk mevzilerine yaklaştığımızda tepelerden büyük toplar da ateşe başladı. Türkleri görebileceğimiz bir yere vardık. Subayım sırtı aştı ve yaralı olarak devrildi. Kimse için durmamamız söylenmişti ama ben hemen yanına koştum. Onun ve benim gazlı bezlerimi çıkardım, birini önüne birini arkasına yerleştirdim. -Boş ver, Tom. Sen takımdan geri kalanların başına geç ve beni düşünme- dedi. Onunla kalabilirdim sanıyorum, onu kurtarsaydım bir madalya alırdım. Ama bana söylediğini yapmak zorundaydım…” Çavuş Tom Williamson [6]

 

13 Ağustos sabahında 9’uncu İngiliz Kolordusu Komutanı General Stopford genel karargâha gönderdiği bir telgraf raporunda, 163’üncü Tugay tarafından başlatılan savunmanın büyük bir mukavemetle karşılaştığını bildirmişti. Birliklerin neredeyse tükenme aşamasına gelinceye kadar ısrarla bu taarruzu sürdürdüklerini ama gelinen sonuçta arazi şartları ve Türk savunmasının farklı noktalardan yaptıkları büyük baskı sonucunda başarılı olunamadığı ve bu yüzden 54’üncü Tümen’in 13 Ağustos sabahı yapacağı taarruzun mecburen 15 Ağustos sabahına kadar gerçekleştirilemeyeceği de belirtilenler arasındaydı. General Stopford bu telgraf raporunu gönderdikten kısa bir süre sonra bir de 53’üncü İngiliz Tümeni Komutanlığından endişe verici bir haber almıştı. Tümen Komutanı Türk topçusunun tümenin bulunduğu hatları belli bir sıra takip ederek topçu ateşi almakta olduğunu bildirmişti. Bu şartlarda tümenin tugaylarından birisinin yerinde sebat edemeyecek durumda kaldığını ve birliklerinin perişan oldukları öğrenilmişti. Bununla birlikte bu olayı gözleyen 11’inci Tümen’den de bir rapor gelmiş ve 53’üncü Tümen’in bir tugayının fevkalade sarsılmış bir vaziyette olduğu aktarılmıştı. Bu haberler General Stopford için vaziyetin giderek vahim bir hal alması demekti. Zaman geçirmeden bir telgraf raporu ile gelişmelerin devamını aktararak kolordu cephesinde de durumun vahamet içerdiğini ve 53’üncü Tümen’in tamamen bitkin durumda olmasıyla birlikte bulundukları hatlarda savunma yapabilme yeteneklerinin gittikçe daraldığını bildirmişti. Bu raporun sonunda bağlanan sözler de oldukça dikkat çekiciydi. General Stopford içinde bulunulan şartlarda Türk kuvvetlerinin saldırganlıklarının arttığını ve bu durum karşısında tehlikeli bir mevzide bulunan ve durumu kritik olan 53’üncü Tümen’in her an dağılmasından korkulduğunu, bu halde 53’üncü Tümen’in yerine ancak eldeki 54’üncü Tümen’in geçirilebileceğini bildirmişti. General Hamilton genel karargâhta bu haberi alır almaz durumu bizzat görmek için bir kez daha Anafartalar’a hareket etmişti. Anafartalar bölgesinde yapılan bu görüşme çok önemliydi. 13 Ağustos 1915 günü yapılan görüşmede General Stopford çekincelerini bu defa çok endişeli bir tutumla dile getirmiş ve daha da detaylandırmıştı. Bu bölgede bulunun birliklerinin tertip ve tanzim işlerinin yapılabilmesi ve istirahat için daha fazla zaman gerektiğinin üzerine basarak ifade etmişti. Stopford’a göre 53’üncü İngiliz Tümeni tamamen iş göremeyecek bir halde bulunuyordu. 54’üncü Tümen ise savaş kabiliyetinden yoksun olduğunu göstermiş ve bu durum açık bir şekilde ortaya çıkmıştı. Şayet etkili bir taarruz ve başarılı bir sonuç bekleniyorsa muhakkak zamana ihtiyaç vardı. Tümen komutanlarının da bu yönde fikir sahibi oldukları ve bunların zaten kolordu komutanına yansıtılmış olduğu, generalin tavırların belli olmuştu.

 

13 Ağustos günü 9’uncu İngiliz Kolordusu karargâhında gerçekleştirilen toplantıda General Hamilton soğukkanlı bir tutum sergilemişti. Aslında istediği bu değildi. Bir an önce her pahasına olursa olsun sonuca gitmek istiyordu ve zihninde oluşan şartlar bunu gerektiriyordu. Ne var ki, bu konuda baskılı olmanın birlik komutanlarına etki etmek için yeterli olmayacağı belli olmuştu. Böyle bir durumda Hamilton önünde birkaç seçenek birden bulmuştu. Kendisine şiddetle önerilen, harekâtın geciktirilmesi için erteleme yapmak hiç içinden gelmiyordu ama önem içinde vurgulanan buydu. Birlik komutanları o haldeki durumda harekâtı şiddetlendirmenin ve taarruzlara devam etmenin bir yarar getirilmeyeceği ve her girişimin başarısızlıkla sonuçlanacağı hakkında kanaat sahibi oldukları belliydi. O halde bu birlik komutanlarının üzerinde baskı kurmak nasıl bir sonuç getirecekti. Bu muamma içeren bir husus ve seçenek olarak önünde duruyordu. Bir başka seçenek daha vardı. Bu maneviyatları kırılmış olan komutanların yerine daha atak ve verilen emri uygulamak için istekli yeni komutanlar tayin etmek. Bu seçeneklerin hangisi uygulanacaksa bir an evvel devreye sokulmalıydı ama General Hamilton kendisine karar vermek için kısa bir süre tanımıştı. Bu seçimlerden birisini yapmak zorundaydı ama bunu sonraya bırakmıştı. Toplantı sırasında sakin bir tavır sergileyen General Hamilton, en sonunda hiçbir karar almaksızın ve sert bir ifadeye bürünerek bu toplantıyı terk etmiş ve karargâhına geri dönmüştü. Hamilton’ın zihninde gelişen düşüncelere göre birliklerin kudreti ve muharebe etme yetenekleri, onların başlarındaki subayların aynı konudaki hünerleri, cesaret ve kabiliyetleriyle orantılıydı. Bununla birlikte subaylar arazi yapısı hakkında bilgisizdiler ve kendilerine gelen emirler de çoğunlukla karmaşıklık içeriyordu. En sonunda Anafartalar bölgesindeki İngiliz Kolordusu’nun bir süre için taarruz yapmamasına karar verilmiş ve bu durum General Stopford’a iletilmişti. Kolordu bölgede işgal etmiş olduğu hatları tahkim edecek ve fırsatlar elverdiği her durumda hatlarını daha ileri taşımaya çalışacak ve bu hatları katı bir savunma yapmak için çaba sarf edecekti. Birlikler kesin bir düzene girecek ve ulaşım hatları her yönüyle işler durumda olacaktı.

 

Anafartalar bölgesindeki İngiliz hatlarının daha ileri taşınması meselesine bakıldığında, aslında General Stopford’a bildirilen emir konusunda pek de umut taşınmıyordu. General Hamilton’un katıldığı toplantıdaki tavırlarına bakılacak olursa, Stopford’un kendisinden yalnızca birliklerin istirahat ettirilmesi ve düzenlenmesinden başka bir hareket beklenmiyordu. Oysa bu konu hakkında şaşırtıcı bir hareket gelmişti. 14 Ağustos günü için General Mahon’un Kireç Tepe sırtlarındaki kuvvetlerinin, bu tepe boyunca ileri yürüyerek, bu kesimdeki İngiliz harekâtını aksatan Türk dayanak noktasını ele geçirmek üzere Havan Tepe’nin (Kidney Hill)* işgal edilmesini istemişti. Emir bekletilerek 15 Ağustos günü saat 08.40 sıralarında yayınlanmıştı. Emrin geç vakitte verilmesi General Mahon için gerekli hazırlık şansının bulunamaması demekti. 15 Ağustos sabahında General Mahon’un birlikleri Sivri Tepe’nin (Jephson’s Post) iki yamacında mevzilenmiş halde bulunuyorlardı. General Nicol komutasındaki 30’uncu İngiliz Tugayı sırtın kuzey yamacında, General Hill komutasındaki 31’inci Tugay ise güney yamaçlarında bulunuyordu. Sonradan Anafarta Limanı’nın “A” Sahili kesiminde Softa Tepe’ye yakın bir kesimde bulunan ve komutanlığını General Vinton’un sürdürdüğü 162’nci Tugay’da General Mahon’un komutası altındaki birliklere takviye olarak verilmişti. General Mahon’un hızlıca aldığı kararlar neticesinde yaptığı planlama gereği, Kireç Tepe sırtlarında bulunan birlikleri bulundukları yerden ileri harekâta başlayacaklardı. 162’nci Tugay ise Havan Tepe doğrultusuna güneyden yaklaşacaktı. Taarruzun komutası için 31’inci Tugay Komutanı General Hill tayin edilmişti. 162’nci Tugay ise taarruz emrini doğrudan tümen komutanlığından almıştı.

 

*Bazı haritalarda “Kara Tepe” olarak geçmektedir.

 

 

“Düşmanın tam gücü bilinmiyordu ama yakın zamanda önemli ölçüde takviye edildiğine ve ana kuvvetinin, HMS Grampus’un görerek ateşine maruz kalmadığı tepenin güney yüzünde bulunduğuna dair bolca kanıt vardı. Düşman siperlerinin Kara Tepe’nin (Kidney Hill - Havan Tepe) yakın yamacında olduğuna inanılıyordu ama sık çalılar yüzünden emin olmak imkansızdı. Taarruz hazırlıkları tamamlandığı için, oturup beklemekten başka yapacak bir şey yoktu. Zamanı doldurmak için bölük yemekhanesi saat 11’de yeni gelen bir Fortnum & Mason marka piknik sepetinde mebzul bir yemek verdi: Yarımada’da ilk defa. Konserve meyve, şişelenmiş kuşkonmaz, konserve et, hurma, bisküvi ve benzeri; her şey hızla yalanıp yutuldu. Yemekte taarruzu tartıştık ve ölür ya da yaralanırsak eşyalarımızın ne yapılacağını ayarladık. Ben üç kayıp tahmin ettim ama felaket tellalı diye yuhalandım. Akşam olunca vasiyetlerimizi yerine getirecek kimse kalmayacağını hiç kimse tahmin etmedi…” Teğmen Ivone Kirkpatrick, 5. Kraliyet Inniskilling Hafif Piyade Alayı, 31. Tugay, 10. Tümen [7]

 

15 Ağustos harekâtının hedefi

 

Türk tarafı için Kireç Tepe’nin savunması adına Anafartalar’da gelişen muharebelerin ilk zamanlarında pek takviye olanağı bulunamamıştı. 7 Ağustos 1915 gününden beri bu kesimi, bölgede bulunan Gelibolu Jandarma Taburundan iki bölük kuvvetinde birlik savunmak durumunda kalmıştı. İngilizler 9 Ağustos günü donanma ateşinin desteği ile ve büyük kuvvetler kullanarak taarruza geçmiş ve Sivri Tepe (Jephson’s Post) ele geçirmişlerdi. Bu durum vahamet içerdiğinden Gelibolu Jandarma Taburu birkaç bölük kuvvet ile desteklenmiş ve bu şekilde İngiliz kuvvetlerinin daha fazla ilerlemesinin önüne geçilebilmişti. Türk birlikleri Küçük Tepe – Kanlı TepeArslan Tepe Projektör Tepe hattına çekilerek buralarda savunma için tertip almışlardı. İngiliz kuvvetleri devam eden günlerde kıyı yönünden harekette bulunmayı tercih etmişler ve bu kesimden Türk savunmasının sağ kanadındaki Küçük Tepe üzerine taarruzlarda bulunmuşlar fakat başarılı olamamışlardı. Kireç Tepe kayalık ve sert zemine sahip bir arazi yapısı barındırıyordu. Burada siper kazmak ve tahkimat yapmak olanağı neredeyse yok gibiydi. Bu yüzden askerler genel olarak açıkta kalıyorlardı. Bulundukları savunma hattı ise İngiliz donanmasına ait unsurların tepenin her iki yakasına da hâkim pozisyonda top atışları yapabildiğinden daima riskliydi. Tepenin zirve noktası çok keskin bir şekilde dardı. Bu yüzden buralarda mevcut durumdan daha fazla kuvvet barındırmak olanağı bulunmuyordu ve savunma hattına derinlik kazandırmanın bir yolu yoktu. 13 Ağustos 1915 günü Kocaçimen Tepe doğrultusunda bulunan 5’inci Tümen Karargâhı, Turşun Köy’e getirilmişti. Bu tümenin komutanlığına ise Yarbay Wilmer atanmıştı. Saros yönünden Anafartalar bölgesine gelen 7’nci Tümen’in 19’uncu Alayı ile Anadolu Yakası’ndan getirtilen 127’nci Alay, 11’inci Topçu Alayı’ndan iki batarya ve Gelibolu Jandarma Taburu bu tümenin emrine verilmişti. 5’inci Tümen’in savunma bölgesi Ece Limanı ile Kireç Tepe arasındaki kıyı kesimi ve İbrikçe’nin kuzeyine kadar uzanan cepheyi kapsıyordu. Kireç Tepe ile 12’nci Tümen’in savunma sahası arasında oldukça geniş bir açıklık bulunuyordu. Bu yüzden tedbir olması açısından 5’inci Tümen Komutanı Yarbay Wilmer, bu açıklığı kapamak üzere 19’uncu Alay’dan 2’nci ve 3’üncü Taburları, 127’nci Alay’dan 3’üncü Taburu ve yine aynı alaydan 2’nci Taburun iki bölüğünü görevlendirmişti.

 

 

General Stopford’un taarruz amacı 9’uncu İngiliz Kolordusu’nun geride kalmış olan sol kanadını daha ileriye taşımak ve doğu istikametinde birliklerinin önünde bariyer teşkil eden Kireç Tepe’yi ele geçirmekti. Bu tepenin ele geçirilmesinin ardından İngiliz birlikleri doğu istikâmetine doğru biraz daha rahat ilerleme sağlayabileceklerdi. Kuzeyden itibaren Yukarı Kapanca241 Rakımlı TepeKavak Tepe hattı alınacak ve bu suretle 12’nci Türk Tümeni kuzey kanadından kuşatılarak Tekke Tepenin doğusuna çekilmesi mümkün olacaktı. General Stopford bu taarruz için genel karargâha bilgi vermemiş ve izin de almamıştı. Zira genel karargâhtan gelen emirde birliklerin daha ileri hatlara çekilmesi için gerekli şartların oluşturulması hükmü vardı. Buna göre kolordu emri 15 Ağustos 1915 sabahı, 10’uncu İngiliz Tümen Komutanı General Mahon’a bildirilmişti. Taarruz deniz kuvvetlerinden iki muhrip ve bir makineli top, kara topçusundan da bir sahra, bir dağ ve bir ağır bataryadan oluşan topçu kuvvetleriyle desteklenecekti. Taarruzu sevk ve idare edecek olan 31’inci Tugay Komutanı General Hill bu emri çok geç aldığı için emrinde bulunan birlik komutanlarına detaylı bilgi verebilme fırsatı bulamamıştı. Bu sebeple 10’uncu Tümen birlikleri ancak saat 13.00 sıralarında taarruz hazırlıklarına girişebilmişti. Saat 14.15 olduğunda ise İngilizlerin kara ve deniz topçuları müşterek olarak Kireç Tepe üzerindeki Türk savunma mevzilerinin üzerine ateş açmaya başlamışlardı. Bu topçu ateşinin desteğinde, General Hill’in verdiği emirlere göre harekete geçen İngiliz birliklerinin harekât tarzında 31’inci Tugay cephesinin sol kanadında bulunan 5/R. Inniskilling Taburu sırtların güney yamaçları üzerinde ve Havan Tepe’nin (Kidney Hill) yaklaşık 350 metre kadar yakınındaki küçük tepeciğe doğru ilerlemeye başlamışlardı. 7/R. Munster Taburu sırtların kuzey yamaçlarında bulunan Türk mevzilerinin üzerine ilerlemişlerdi. Harekâtın öncesinde Türk kuvvetlerinin takviye edilmedikleri biliniyordu ve bu durumda çok fazla bir mukavemetle karşılaşılmayacağı düşünülüyordu. Nitekim taarruz başladığında Kireç Tepe Sırtı’nın en kuzey yamacından hareket eden 7/R. Munster Taburu, şiddetli İngiliz topçu ateşi sırasında sarsılan Türk savunması yüzünden fazla bir mukavemet görmeden hareketlerini ilerletmeye başlamışlardı.

 

“Ateşin bir etkisi olduysa, o da Türkleri öğlen uykularından uyandırmak olmuştur. Saat 1.15’te (13.15) hızlı bir yürüyüşe başladık. Benim takımım sol uçtaydı, yani tepenin bizim tarafımızdaki doruğuna en yakın ve en yüksek yerdeydi. Önümüzdeki arazi 180 metre kadar aşağı doğru dalgalıydı; sonra Kara Tepe’nin (Havan Tepe) eteğine kadar çıkan 700 metrelik düz bir bölüm geliyordu. Farklı şekilde ve boyda dereler ilerleme hattımıza dik açıyla iniyordu ve zemin, bazı yerlerde çok sık ve dikenli çalılıkla kaplıydı; arada kumlu ve taşlı toprak parçaları vardı. Derhal ateş altına alındık. Düşman görünmediği için, tüfek ateşiyle karşılık vermek kabil değildi ve tek çaremiz hızla ilerlemeye devam etmekti. Esas kaygım bunu askerlere iletmek ve takımımın bölüğün geri kalan kısmına ayak uydurmasını sağlamaktı. Bu iş göründüğü kadar kolay değildi. Birincisi önce çalılık ve arazinin engebeli özelliği, insanın her iki yanında iki üç kişiden fazla insan görmesini imkansızlaştırmaktaydı. İkincisi, ilerleme hızı hattın çeşitli yerlerinde zorunlu olarak değişmekteydi. Bir manga kumlu ve çıplak bir toprak parçasında koşarken, onların her iki tarafındaki askerler sık çalılıklar arasında yavaş ilerlemekteydi. Bölüğün geri kalan kısmı bir yana, insanın kendi takımıyla temas halinde kalması ancak çok çaba harcayarak ve oraya buraya koşturarak mümkündü…” Teğmen Ivone Kirkpatrick, 5. Kraliyet Inniskilling Hafif Piyade Alayı, 31. Tugay, 10. Tümen [8]

 

 

Kireç Tepe üzerindeki Türk savunmasının karşılaştığı İngiliz topçu ateşinin şiddeti etkili olmuştu. Buna rağmen büyük bir sebat göstererek mevzilerini savunmaya çalışan Gelibolu Jandarma Taburuna ait iki bölük ve bir piyade bölüğünden oluşan Türk kuvvetleri, üstün sayıdaki İngiliz kuvvetleri karşısında fazla kayıp vermeye başlamışlardı. Bu yüzden geri çekilmek zorunda kalmışlardı. Bu taarruzda İngiliz kuvvetleri Arslan Tepe ve Projektör Tepe’yi el geçirmişlerdi. Geri çekilmek zorunda kalan Türk savunma kuvvetlerinin kalanı Kanlı TepeHavan Tepe’de tutunmuşlardı. Gelibolu Jandarma Komutanı Yüzbaşı Kadri, içinde bulunulan güç şartları ve müdafaanın zayıfladığına ait raporu telefon hattı bulunmadığından, haberci ile göndermek zorunda kalmıştı. Tabur Komutanı’nın tahminine göre dört tabur kadar olduğu sanılan İngiliz kuvvetlerinin Sivri Tepe kuzeyindeki yamaçlardan Arslan Tepe’ye doğru ilerlediğini bildiren bu rapor 5’inci Tümen Komutanlığına ancak saat 17.30 sıralarında ulaşabilmişti. Bu sırada Gelibolu Jandarma Taburu Komutanı Yüzbaşı Kadri, başından ağır surette yaralanarak 15 Ağustos 1915 günü şehit olmuştu. Bu raporun alınmasıyla birlikte 5’inci Tümen Komutanı Yarbay Wilmer, Turşun Köy Civarında bulunan 19’uncu Alay’ın 1’inci Tabur ile 39’uncu Alay’ın 1’inci Taburunu Kireç Tepe istikâmetine doğru harekete geçirmişti. Kendisi de bu vahim haber üzerine kurmayıyla birlikte aynı yöne hareket etmişti. Saat akşam 20.30 sıralarını bulduğunda Kanlı Tepe’ye gelen tümen komutanı, tabur komutanları vurulmuş olan askerleri dağınık bir vaziyette bu kesime çekilmiş olduklarını görmüştü. Bu askerleri hemen bir düzen altında toplayarak tekrar bulundukları noktadan daha ileri bir konuma göndermişti. Arslan Tepe’yi ele geçirmiş olan İngiliz birlikleri burada toparlandıkça ilerleyişlerini daha da öteye taşıyorlardı. Bu saatlerde yürüyüş halinde olan 39’uncu Alay’ın 1’inci Taburu bölgeye yetişmişti. Kanlı Tepe’de bulunan Gelibolu Jandarma Taburuna mensup olan askerler bu tabur tarafından takviye edilmişti. Hava kararmaya başlamış ve İngilizler Arslan Tepe ile Kanlı Tepe arasında bir noktada kalmışlar ve ilerleyişlerini burada sonlandırmışlardı.

 

“Çok yakınlardan gelen müthiş tüfek ve makineli tüfek ateşini, kurşunların vızıltısını ve taşlardan çıkan kıvılcımları hatırlıyorum. Bir subay, çavuş ve altı er fundalıklar arasından gece göğüne kapkara yükselen bir tepeye doğru yürüdük. İki ateş arasındaki sessizlik hiç unutamayacağım o acı çığlıklarla kesiliyordu; o tepenin her yerinden bir ‘Sedyeci’ çağrısı yükseliyordu. ‘Sedyeci!’ ‘Lanet olsun ayağım kırılmış…’ ve sonra yine ‘Sedyeci!’ Korkunçtu. Bir sese doğru yürümeye başlıyorduk, sonra ses kesiliyordu ve daha uzakta biri başlıyordu. O tepenin yamacı baştanbaşa yıkılmıştı. Birkaç saat önce göğüs göğüse büyük bir çarpışma olduğu anlaşılıyordu, fundalıklar arasına tüfekler, mataralar, Türk üniformaları ve başlıkları saçılmıştı. Hayaleti andıran bir sesi izlerken birden bir tabip subayın hem morg hem ilkyardım istasyonuna dönüştürdüğü yarım kazılmış bir sipere rastladık. Hemen yaralıları ölüler arasından ayırmaya başladık. Karanlıktan çıkan bir subay, ‘Adamlarım o lanet tepeyi aldılar ama susuzluktan ölüyorlar!’ diye bağırıyordu. Subay geçip gitti, biz de korkunç işimize devam ettik…” Er Harold Thomas [9]

 

 

Harekât sırasında 10’uncu İngiliz Tümeni ve 162’nci Tugay, çarpışmalar sırasında güçlerinin sonuna gelmişler ve susuzluğun da etkisiyle tamamen bitkin duruma düşmüşlerdi. Bu kazanımın ardından harekâtı daha ileriye götürmekten çok elde edilen araziyi koruyabilmek için bulundukları noktaları savunma mevzii haline getirmeleri ve böylece güvenliklerini sağlama almaları gerekiyordu. Ancak takviye almış Türk savunması geceyi hazırlıkla geçirmişlerdi. 5’inci Türk Tümeni Komutanı, 127’nci Alay’dan alınan iki bölük, 39’uncu Alayın 1’inci Taburu ve 19’uncu Alayın 2’inci Taburlarından oluşan kuvvetleri ile Arslan Tepe üzerine taarruza geçmişlerdi. Taarruz bombacı erlerin önden İngiliz hatlarına yaklaşarak yaptıkları hücum ve hemen ardından başlatılan süngü hücumu ile sürdürülmüştü. İngiliz birlikleri olabildiğince direnmeye çalışırken deniz üstünden de bir destroyer ışıldaklarını iki taraf arasındaki bölgede gezdiriyordu. Böylece Türk tarafından gelecek bir hareket açıkça anlaşılmış ve muharebe gemisi ateşleri ile bölgedeki İngilizleri korumaya almıştı. Türklerin el bombası hücumuna kendi bombalarıyla cevap vermeye çalışan İngilizlerin stokları tükenmeye başlamıştı. Bu Türk el bombalarına karşı yapılacak tek şey onları düştükleri yerden alarak geri fırlatmaktı. Haftalar boyunca Arıburnu sırtlarındaki birbirine yakın mevzilerde yapılan siper muharebelerinde sergilenen uygulamanın bir benzeri gerçekleşiyordu. İngiliz askerlerinden birisi tam beş kez bu bombalardan alarak geri fırlatmış ama altıncı seferde aynı denemeyi sürdürmeye çalışırken bomba elinde infilak etmişti. Türk piyadelerinin baskısı hiç kesilmemişti. İlk başlarda zorluklarla püskürtülmeye çalışılan bu hücumlar bir noktadan sonra tahammül edilemez bir safhaya geçmişti ve İngiliz birlikleri takviye için imdat çağrısında bulunmuşlardı. Bu çağrıya yanıt alamıyorlardı çünkü bu sıralarda karargâhta bambaşka bir hava esmeye başlamıştı. Üst komuta kademesinde sıra dışı işler oluyordu. Bununla birlikte geri çekilen ve birliklerini mümkün olduğunca toparlamaya çalışan İngilizler, biraz da takviye aldıktan sonra bir kez daha Arslan Tepe üzerine saldırıya geçmişler ve bir süre için başarılı olmuşlardı. Türk piyadeleri yeniden Kanlı Tepe’ye kadar geri çekilmek zorunda kalmışlardı. Bunun üzerine Gelibolu’dan gelen 17’nci Alayın 2’nci Taburu, bölgenin kritik durumda olması nedeniyle 5’inci Tümen emrine verilmişti. Aynı zamanda Ece Limanı’nda bulunan 127’nci Alayın 1’inci Taburundan iki bölük de Kanlı Tepe’ye sürülmüştü. Kendilerine bol miktarda el bombaları verilen bu birlikler, mevzilerde bulunan diğer birliklerle beraber, 30’uncu İngiliz Tugayına karşı bir kez daha amansız bir taarruza giriştiler. İngilizlerin bu saldırıya dayanabilme imkânı yoktu ve Arslan Tepe bir kez daha Türk birliklerinin elindeydi. Bu taarruz İngiliz birliklerine çok pahalıya mâl olmuş ve bomba – süngü saldırıları sonucu büyük bir kayba uğramışlardı. Nihayet şiddetli baskı gösteren inatçı Türk taarruzları sonuç vermiş ve İngiliz birlikleri Arslan Tepe’den geri atılmışlardı. Bütün İngiliz birlikleri bir gün önce harekâta başladıkları mevzilerine geri dönmüşlerdi. Bu taarruz macerası İngilizlere 2000 civarındaki askerin kaybı ile diyet ödetmişti. Türk kuvvetleri ise bir kez daha ileri hatlarını ve bunlara ait ileri karakollarını geri aldıktan sonra birliklere çeki düzen verme işine girişmişlerdi. Bunlar gerçekleştirilirken aynı zamanda ele geçirilen mevzi, Sağ kanat ve Sol Kanat Bölgeleri olarak ikiye bölünmüştü. 127’nci Alay Komutanı Sağ Kanat Komutanlığına getirilirken, 19’uncu Alay Komutan Vekiline de Sol Kanat Komutanlığı sorumluluğu verilmişti.

 

Türk piyade kuvvetlerinin İngilizlerin üzerine kurduğu büyük baskı sırasında Anafartalar Grup Komutanı Albay Mustafa Kemal, Yukarı Kapanca’nın batısındaki 5’inci Tümen muharebe idare yerine gelmiş ve devam eden muharebe safhasını burada yakından takip etmişti. Muharebe yapılan kesimin önemi şimdi çok daha fazla takdir ediliyordu ve burasının kuvvetli tutulmasının önemi ortadaydı. Bu değerlendirmeler sırasında Anafartalar Grup Komutanlığı emrine girmek üzere Anadolu Yakasından gönderilmiş olan 1’inci Piyade Alayının 2’nci ve 3’üncü Taburları da 5’inci Tümen emrine verilerek Kireç Tepe yönüne yönlendirilmişti. Bölgeye ilk varmış olan kolbaşı durumundaki 2’nci Tabur, 127’nci Alay emrine girmişti. 3’üncü Tabur da geldikten sonra tümen ihtiyatı olarak değerlendirilmek üzere, tümen muharebe idare yeri yakınında bulundurulması uygun görülmüştü. Kireç Tepe bölgesinin İngilizlerin hedefi olması üzerine bu bölgeye daha önem verilmiş ve sağlam tedbirler almak için yeni bir düzenlemeye gidilmişti. Bölgenin savunmasıyla 5’inci Tümen Görevliydi. Yeni düzene göre bu tümenin Ece Limanı kesimiyle ilişiği kesilmiş, burada Ece Limanı Müfrezesi adıyla bağımsız bir müfreze kurulmuştu. 5’inci Tümen yalnızca Masırlıklar ile Küçük Anafarta Azmağı arasında kalan bölgenin savunulması ile görevlendirilmişti. Bu yeni düzen üzerine 5’inci Tümen Komutanlığı 16 Ağustos 1915 günü saat 17.00 itibarıyla bir emir yayınlayarak birliklerin nasıl bir düzen ve tertibat halinde olacaklarını bildirmişti;

 

a-Masırlıklar kesiminde bir Jandarma Bölüğü

 

b-Kireç Tepe ve kuzeyindeki sırtta, 127’nci Alay Komutanı emrinde olarak, 127’nci Alay, 39’uncu Alayın 1’inci Taburu, 17’nci Alayın 1’inci Taburu ve Tümen İstihkâm Bölüğü,

 

c-Kireç Tepe güneyinden Azmak’a kadar olan kısımda (Kükürtlü Pınar dâhil) 19’uncu Alay bulunacak.

 

d-1’inci Alayın 2’nci Taburu, Kireç Tepe’nin hemen doğusunda, 1’inci Tabur da Büyük Masırlık kesiminde tümen ihtiyatı olarak bırakılacak.

e-Alaylardan dörder emir alıcı, her an tümen karargâhında bulunacak

 

f-Birbirine karışmış kıtalar, düzene konulacak ve bağlı oldukları bölgelere gönderilecek

 

g-İleri hatlarda yığıntıya meydan vermeyecek biçimde yerleşme yapılacak

 

h-Gerektiğinde süngü hücumu yapabilmek için toplu ihtiyatlar bulundurulacak

 

i-Alay karargâhlarının alaylarının düzenleriyle ilgili bilgileri ertesi sabaha kadar tümene bildirecekler [10]

 

 

5’inci Ordu Komutanı Mareşal Liman von Sanders’e göre 15 Ağustos 1915 günü “Anafartalar’ın buhranlı günü” idi. ConkbayırıKocaçimen Tepe hattı artık güvende olmasına rağmen, Anafartalar bölgesi riskli halini devam ettiriyordu. Bu kesimdeki vaziyet, ordu komutanı için endişe verici ve ciddiyeti yüksek vaziyetini koruyordu ve bu yüzden güvenlik tedbirleri için öncelikli idi. 5’inci Ordu Komutanı, Saros tarafında bulunan 6’ncı Tümen ile bir süvari alayını; Kocaçimen Tepe’de bulunan 9’uncu Tümen ile Anadolu Yakası’ndan getirilen 1’inci ve 126’ncı Alayları Turşunköy istikametine hareket ettirmişti. Bu birliklerin bölgedeki düzenleri şu şekilde tanımlanmıştı;

 

a-126’ıncı Alay, 9’uncu Tümen emrine verilmişti. Bu tümen, Anafartalar Grubu ihtiyatı olarak, Turşunköy dolayında yerleştirildi.

 

b-Saros’dan gelen 6’ncı Tümen ile 11’inci Süvari Alayı, yine ihtiyat olarak Sivli dolayında bırakıldı.

 

c-Kireç Tepe’den başlayarak Küçük Anafarta Ovası’ndaki vadiye (Kükürtlüpınar’a) kadar olan bölge, 5’inci Tümen’e verildi. (Karargâhıyla Kapanca’da bulunan 5’inci Tümen, yukarıda yazıldığı üzere, bölgesinde düzenlenmişti.)

 

ç-Çok yorulan Gelibolu Jandarma Taburu, 241 Rakımlı Tepe dolayında dinlenmek üzere ihtiyata alındı.

 

d-5’inci Tümen ara hattıyla Eğrikulak (hariç) – Azmakdere (hariç) hattı arasındaki bölgenin savunması, 12’nci Tümene verildi. Bu tümen, 36’ncı, 35’inci ve 34’üncü Alayları birinci hatta olmak üzere tertiplendi.

 

e-Azmakdere (dâhil) güneyinde bulunan 7’nci, 4’üncü, 8’inci Tümenler bölgesine, Kocaçimen Bölgesi adı verildi; komutanlığına Albay Ali Rıza getirildi. Tümenler arasındaki ara hattı, Yayvan Tepe – Yassı Tepe 7’nci Tümene dâhil, Besim Tepe, 8’inci Tümene dâhil olarak saptandı. [11]

 

 

Anafartalar bölgesinde bulunan 9’uncu İngiliz Kolordusu, bu harekâtın en başından itibaren General Hamilton’ın beklediği hiçbir ciddi hususu yerine getirememişti. Bu bölgede karaya çıkarma yapıldıktan sonraki ilk görev hayal kırıklığı yarattığı gibi, geçen zaman içinde durum defalarca değerlendirilmiş ve çeşitli emirler ve raporlar gidip geldiği halde sonuca ulaşılamamıştı. En son bölgeye sevk edilen takviye kuvvetler de istenilen sonuca gitmede yeterli derecede bekleneni verememişti. General Hamilton bölgede yapılan en son toplantıdan sonra hiçbir şey söylemeden ayrılmıştı ama onun gördüğü tek şey buradaki birliklerin iyi idare edilemediği yönündeydi. Bu ilk andan itibaren belliydi ama harekâtın devamında da pek değişen bir şey olmamıştı. General Stopford, her ne kadar son emir icabı, kendisinden beklenmediği halde, birliklerin hatlarını daha ileri taşıma konusunda harekete geçmiş olsa bile, bu durum İngiliz genel karargâhı ile bilgi alış verişi yapılmadan yürütülmüştü. Bu sıralarda General Hamilton zihnindeki karmaşan kurtulma gayreti içindeydi. Onun için İngiltere ile görüşmek ve olan biteni kendi bakış açısı ile iletmek öncelikli duruma gelmişti. Bölgedeki birliklerin idaresinde belirgin noksanlıklar vardı ve bu vaziyet kesinlikle iyiye gitmiyordu.

 

“Öğleye kadar karargâhta çalıştıktan sonra H. M. S Arno’ya geçerek yarına bırakılan genel harekât durumunu görmek üzere Suvla Körfezi’ne hareket ettim önce Amiral de Robeck ve Komodor Roger Keyes’le görüştüm. İkisi de sabırsız, neredeyse dans edecekler. Kuşkusuz, Kavak Tepe’yi ele geçirdik mi, Sarıbayır’ın arka yamacından Çanakkale Boğazı’na kuşbakışı bakmak olanağımız olacak ya da en azından Anafarta yamacındaki toplarımız için güçlü bir yer kazanacağız. Oradan Marmara’ya ilerleyecek filomuz, düşmanın arkadan vuruşunu önleyeceğiz…” [12]

 

General Ian Hamilton’un hevesi her zaman General Stopford yüzünden kursağında kalmıştı. Bu durumun ardı arkası kesilmiyordu;

 

“Stopford geri geldi. Tümen komutanlarıyla konuşmuş, Türklerin taarruz ve baskılarından ötürü hiçbir komutanın ümidi kalmamış. Kolordu Komutanı’nın bana verdiği bilgi bu. ‘Bu akşam ya da yarın için düşman karşısındaki durum ümitsizmiş!’ Söyledikleri bu kadar. Şöyle diyordu:

 

Durum çok tehlikeli. Önümüzdeki ya da ondan sonraki hafta ya da bir başka zamanda, ama bize çok yakında, yakınımızdadır. Bir tabur Türk ileri kolları tarafından korkunç şekilde hırpalanmıştı, doğru. Fakat kuvvetlerimizin hepsi ayakta ve Kavak Tepe alınacaktır. Ama olanaksızmış.

 

General Stopford ve General Reed şöyle sıraladılar: 53. Tümen çökmüş durumda, 54. Tümen hücuma geçecek durumda değil ve 9. Kolordu’nun geri kalan bütün birlikleri Conkbayırı, Kocaçimen ve Anafarta savaşlarında aldığımız yaralardan, düşmanın korkunç saldırılarından dolayı kımıldayamaz durumda.

 

Hani kabul etsem, savaşı kaybetmiş olacağız. Başka kurtuluş yolu da yok. Görünüşte çok kuvvetli bir ordumuz var kanısı bulunsa bile, bir an Tanrı bilir ya, bundan kuşku duydum! Stopford, Mahon ve Hammersley gibi komutanları hiç istememiştim. Birlikler ağır kayıplar verebilir ama onları ayakta tutan komutanlarıdır… Gece saat 21’de İmroz’a demirledik ve yatmadan önce Savunma Bakanlığı’na şu mesajı yolladım:

 

9. Kolordu ile yaptığım ve beni çok acı hayal kırıklığına uğratan görüşmelerden yeni döndüm. General Stopford ve Tümen Komutanlarını genel bir saldırıya hazırladımsa da, hiçbiri Türklere karşı savaşmak istemiyorlar. Gerçekte, bu generaller, bu askerlere göre değillerdir. Zorunlu olarak birliklerini yeniden örgütlemeleri için dinlenmelerine izin verdim…” [13]

 

Kitchener, General Hamilton’un büyük harekât planı için gönderilecek takviye tümenlerini için kendi isteği ve biraz da inat ederek, yaşlı ve yeteneksiz olmasına bakılmaksızın General Stopford’un 9’uncu İngiliz Kolordusunun başına geçmesi konusunda ısrarcı olmuştu. Kıdem farkı konusunda neredeyse takıntı derecesindeki ısrarı, içinde bulunulan duruma gelinmesinde etkili olmuştu. Neticede General Hamilton, olan biteni rapor ettiğinde, Kitchener’in tavrı merak ediliyordu.

 

“Kahvaltıdan önce General Braithwaite, 9. Kolordu Komutanı General Stopford ile dün akşam olan konuşmalarını dikte ettirdi ve açıklamasını içeren bir raporla birlikte getirdi. Her kelimesine katıldım:

 

Sir Frederick Stopford, 9. Kolordu birliklerinin ileri harekâta uygun olmadığını bildirmiştir. Kendisine sorulduğunda, çok ağır kayıplar verdiklerini, asker arasındaki çözülmenin çok önemli derecede olduğunu bildirdi. Tümen komutanı generallerin kendisiyle aynı fikirde olduklarını söyledi. Su ikmalleri düzenli yapıldığından, bu konuda güçlükleri kalmamıştı. Anafarta Ovası’nda kuvvetlerimize saldıran Türkler tam bir askeri düzen içindeydiler. Onları önemsiz birlikler olarak göremezdik. Durum böyle olunca, her çalılık arkasında bir Türk, her tepe arkasında bir tabur ve dağ arkasında bir tugay görülürken, tümen komutanlarına taarruz emri vermeye kalkışmak yararsızdı...

 

Öğle yemeği sırasında Lord Kitchener’den bir mesaj aldım. Diyordu ki;

 

General Stopford, Mahon ve Hammersley’i görevlerinden alıp yerlerine başkalarının atanması çok gerekliyse, onların görevlerini yürütecek komutanların isimlerini verebilir misiniz? Uygun olan generalleri emrinize yollayacağım…

 

Lord Kitchener’e yürekten şükranlarımı bildirerek, General Byng, Kavangh ve Horne’un isimlerini bildirdim…” [14]

 

General Mahon'un yerine 10'uncu İngiliz Tümeni Komutanı olarak atanan, General Felix Frederick Hill

 

Bu kötü gidişatın sonunda, General Hamilton, geçici olarak General de Lisle’ın 9’uncu İngiliz Kolordusunun başına atamıştı. Bu sırada Kitchener’den de bir mesaj alınmış ve General Byng, Maude ve Fanshawe’e atama verildiğini ve bu generallerin yola koyuldukları bildirilmişti. Hamilton bu üçlünün atanması sebebiyle fevkalade sevinçliydi. Onlara güvenebileceğini düşünüyor ve komutanlıklarını beğeniyordu. General Lisle’ın 9’uncu Kolordunun başına geçmiş olması General Mahon için kabul edilemez bir durumdu. Hamilton, her ne kadar bu durumu önceden biliyorsa da bir ihtimal olarak General Mahon’a bir mesaj göndererek 10’uncu Tümen Komutanlığı görevini yapmasını önermişti ama General Mahon’un cevabı çok hızlı olmakla beraber, kendisinden ast rütbeli bir General’den emir alamayacağını öne sürerek, tümen komutanlığı görevini kime teslim edeceğini sormuştu. Bu aşamanın ardından General Hamilton 10’uncu Tümen Komutanı olarak General F. F. Hill’i geçici olarak atamıştı. Oysa bu girişimler yapılırken General Mahon’un kendisine verilen emri yerine getirmek için çaba sarf ettiği bilinmiyordu. Bu değişikliği yapmak için çok geç kalınmıştı. Fırsatlar elden kaçmış ve boş arazide ilerletilmeyen birlikler bu anda artık ulaşabildikleri en ileri noktalarda mevzilerine yapışmışlardı.

 

__________________________________________________________________________________________________________________________

 

Faydalanılan Kaynaklar:

 

Birinci Dünya Savaşında Çanakkale Cephesi, Cilt V, Kitap III, Atase Yayınları, 2012

Büyük Harbin Tarihi, Gelibolu Harekâtı, C. F. Aspinall - Oglander, 2. Cilt; Arma Yayınları, 2005

Anafartalar Ağustos Taarruzu, Stephen Chambers, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2015

Gelibolu, Peter Hart, Alfa Tarih, 2014

Gelibolu Yenilginin Destanı, Nigel Steel – Peter Hart, Epsilon Tarih, 2005

Gelibolu Harekâtı, Robert Rhodes James, Belge Yayınları, 1965

Çanakkale Cephesinde Siperlerden Gerçeklere, Mithat Atabay, Paradigma Akademi, 2015

Muhteşem Bir Başarısızlığın Hikayesi, Mithat Atabay, E Yayınları, 2014

Gelibolu’dan Kafkaslara 1. Dünya Savaşı Anılarım. İ. Hakkı Sunata, Türkiye İş Bankası – Kültür Yayınları, 2015

Anafartalar Hatıraları, Mustafa Kemal Paşa (ATATÜRK), Arma Yayınları, 2005

Gelibolu Hatıraları 1915, Ian Hamilton, Örgün Yayınevi, 2006

 

__________________________________________________________________________________________________________________________

 

[1] Büyük Harbin Tarihi, Gelibolu Harekâtı, C. F. Aspinall - Oglander, 2. Cilt; Arma Yayınları, 2005, s/348

 

[2] İşte bu nitelendirme ile bir kez daha başa dönerek olayları ve Anafartalar kesimine yapılan çıkarmaların ardından, 9’uncu Kolorduya verilen hedefler üzerinde İngiliz Genel Karargâhının emirlerini değerlendirmek gerekmektedir. Bu ilk emirler ilk hali ile gayet açıklık ve netlik içerirken, General Stopford’un emirleri kabul ettikten sonra yaptığı bazı itirazlar akla gelmektedir. Bu itirazların ardından emir metni biraz değişikliğe uğramış ve hedef noktalara yapılacak olan taarruzlar için “eğer, mümkün ise” gibi ucu açık tanımlamalar yapılmıştı. 13 Ağustos sabahı Tekke Tepe üzerine yapılacak olan taarruz için de buna benzer ifadeler göze çarpmaktadır. “Şayet Tekke Tepe üzerine yapılacak olan taarruz harekâtında büyük güçlüklerle karşılaşılması ve bu harekâtın tehir edilmesine karar verilirse, işte bu halde İsmailoğlu Tepesi’ne yapılacak olan diğer taarruza geçilmesi kesin olarak uygulanacaktı…” Esasında 54’üncü İngiliz Tümeni’nin taarruzu sırasında bölgede bulunan diğer birlikler için herhangi bir harekât emri bulunmadığından, emrin uygulanabilirliği vardı. Yine de, General Hamilton’ın en başta arzu ettiği taarruz ile Tekke Tepe civarının ele geçirilmesi kendileri adına her bakımdan hayati bir husus idi. Bu arada İsmailoğlu Tepesi’ne taarruz yapılması hakkında General Stopford’a tavsiyede bulunulacağı, General Baithwaite’e talimat olarak verildiği de akılda tutulmalıdır. Neticede Hamilton’ın Kurmay Başkanı General Braithwaite’in karaya çıkarak Stopford ile görüşmesi sonucunda net bir karar ortaya çıkmıştı. Her ne olursa olsun öğlen yapılacak taarruzun ardından, Tekke Tepe sırtlarına taarruz yapılacaktı.

 

[3] İngiliz resmi tarih yazımı* bu taarruz sırasında verilen kayıplar hakkında şu ifadelere yer vermektedir;

 

“Harekât noktasından 1000 yarda ilerde zayiat o kadar çoğalmıştı ki, bütün birliklerin yekdiğeri ile irtibatı kopmuştu. Erat kesilmiş ve ileri harekât durmuştu. 1/5 Norfolk Taburundan bir kısım kuvvetler sağ cenahta ilerlemeye devam ediyorlardı, fakat 15 subay ve 250 erden ibaret olan bu kuvvet takviye edilmedi ve bir daha görülmedi. Hattın diğer kısmındaki kıtalar süratle geriye hareket ettikleri noktaya akmaya başlamışlardı. Bu suretle kazanılan arazi kaybedildi, karanlık bastıktan sonra bugün tugaydan ancak 800 kişi, 53. Tümenin açık olan sol cenahındaki araba izlerinden oluşmuş hatta toplanabildi, bunların 53. Tümen ile temas ve irtibatı yoktu.

 

Bu üzücü olayların kaybı çok ağırdı. Isle of Wight Rifle kıtası 8 subay ve 300 diğer rütbeli ve 1/5 Norfolk kıtası 22 subay ve 350 diğer rütbelilerden olmak üzere kayıp vermişlerdi…”

 

* Büyük Harbin Tarihi, Gelibolu Harekâtı, C. F. Aspinall - Oglander, 2. Cilt; Arma Yayınları, 2005, s/355

Bu arada kaynak kullanımı yaparken göze çarpan bir husus yine aynı güne ait bazı İngiliz askerlerin yazdıkları ile ilgili olacak. İngiliz yazar Stephen Chambers’in “Anafartalar” isimli eserinde* yararlanmış olduğu bazı asker anılarında, 12 Ağustos 1915 günü 163’üncü İngiliz Tugayı’nın taarruzu sırasında Türk kadın keskin nişancı bahisleri yer almaktadır. Öncelikle bunlara ait iki örneği alıntı olarak burada paylaşmakta fayda var;

 

* Anafartalar Ağustos Taarruzu, Stephen Chambers, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2015

 

“İçlere doğru giderek yoğunlaşan ovanın karşı yanındaki bodur meşeler düşman keskin nişancıları –ki bu Türklerin oldukça hünerli olduğu bir savaş tarzıydı- için mükemmel bir örtü sağlamaktaydı. Subay ve erler boyuna vurulup duruyordu. Sadece düşman ileri karakollarının değil, aynı zamanda ateş hattımızın gerisindeki erkekler ve hatta kadınların açtığı tüfek ateşleriyle… Buranın belirgin ağaç türü olan bodur meşeler kısa boyları ve sık yapraklarıyla gizlenmeye elverişliydi. Keskin nişancı, yüzü yeşile boyalı halde burada pusuya yatar ve görülemeyecek şekilde pekâlâ saklanabilirdi. Diğerleri de sık çalılar arasında çömelip geçenleri kolayca vurabilirdi. Tespit edilen keskin nişancıların yanında uzunca bir süre yetecek kadar yiyecek ve suyun yanı sıra bol miktarda cephane bulunmuştu…” (3a)

 

Aynı eserin bir başka sayfasında yine bu konuya rastlanmaktadır;

 

“En iyi Türk keskin nişancıların bazılarının kadın olduğu ortaya çıktı. Tespit edilenlerden biri, bir Türk askerinin karısı olan ve yaşlı annesi ile çocuğuyla İrlanda hatlarına yakın küçük bir kulübede yaşayan bir köylü kadınıydı. Bu kadın, ön hatlar ile sahiller arasındaki çok sayıdaki keçi yolunda dağınık halde yürüyenleri vurmakta uzmanlaşmış iyi bir nişancıydı. Hedeflerini öldürdükten sonra onları soyuyordu. Sonunda kimliği tespit edilip yakalandıktan sonra evi arandı. Bol miktarda para ele geçirildi. Ama daha enteresan olanı, bazı künyelerin bulunmasıydı. Ya işiyle gurur duyuyor ya da yaptığı işe göre para alıyordu…” (3b)

 

Yukarıda yer alan asker anısının(!) yer almış olduğu aynı sayfada bir başka alıntı daha bulunmaktadır. Onu da buraya alarak biraz üzerinde durulmasında fayda görüyorum;

 

“Avustralyalı bir devriye, boynuna birkaç İngiliz askerinin künyesini asmış keskin nişancı bir Türk kadını yakaladı. Onu vurdular ve ben şok oldum. Çünkü bana göre o sadece, birçok İngiliz kadınının da topraklarımızı işgal edenlere yapacağı şeyi yapmış olan bir kahramandı. Ama ağzımı kapalı tuttum, çünkü bu cinnetin herkesi etkilediğinin farkındaydım…” (3c)

 

İngiliz yazar Stephen Chambers Türkiye’yi ziyaret eden ve özellikle de Gelibolu Yarımadası’nda araştırmalar yapan bir şahıs olduğu gibi, aynı zamanda araştırmasını yapmış olduğu dönemin saha koşullarını olduğu gibi, Osmanlı Devleti’ne mensup toplumun o dönemdeki sosyolojik yapısı, örf ve inanç kültürleri hakkında en azından Türk dostlarından fikir edinmiş olacağını zannediyorum. Bilhassa dönemin askeri nizamnameleri adına bu bahsedilenlerin gerçeğe ne kadar aykırı olduğu açıkça bellidir. Bazı İngiliz askerlerinin hezeyan ile aktarmış oldukları ve sahih olmadıkları mantıken bile açık olan bu gibi hususlara itibar edilecek olursa, 1/5 Norfolk Taburu’nun bir buluta binip gitmiş oldukları gibi saçma sapan ve hatta metafizik ölçülere dahi sığmayan söylentilere göre harp tarihi anlatımlarına geçmek şaşılacak şeyler olmaz. Bu gibi anlatımların maksadını bilmemekle beraber, herhalde bunlar da İngiliz hurafeleri deyip geçmek yerinde olacaktır. Zira İngiliz yazar Stephen Chambers’da bu aktarımların yer aldığı sayfada, bunların gerçekçilikten uzak olduğunu açık olarak belirtmektedir. Yazarın bunlara ilişkin sözlerini de alıntı yapmakta yarar görmekteyim;

 

“Türklerin Gelibolu’da kadın kesin nişancı kullanıp kullanmadığı konusunda günümüzde tarihçiler arasında derin görüş ayrılıkları var. (!) Geçmişte bu konuda İngiliz bakış açısından birçok yazı kaleme alınmış ve basında epeyce yer almıştı, fakat bütün bunlar tekil olaylar olup büyük olasılıkla da uydurma hikâyelerden ibarettir. Türk tarihçiler kadınların orduda kullanılmadığı gibi çıkarma döneminde bütün sivillerin de bölgeden boşaltıldığı konusunda son derece netler. Bu hikâyeleri ne doğrulayacak ne de yalanlayacak bir kanıt bulunmadığına göre, kimileri inandırıcı görünmekle birlikte, (!) muhtemelen birer efsane olarak kalacaklar…” Stephen Chambers

 

12 Ağustos 1915 Türk karşı taarruzu sırasında bölgede bulunan 35’inci Alay, 2’nci Tabur’da takım komutanı olarak görev yapmış olan Mülazım-ı Evvel (Üsteğmen) İsmail Hakkı (Sunata) günlüklerini yazdığı eserin 13 Ağustos 1915 günü tarihli notlarında bu taarruz için şunları anlatmaktadır;

 

“27 Temmuz 1331 ve Ramazanın 27’si (12 Ağustos 1915). Böyle bir günün sabahında taarruza başlamıştık. Ben de takımımı iki hatta ayırmıştım. Birinci yarı takımı, bir sıçrama kumandası ile ileri sevk ettim. Altıncı Bölük galiba Küçük Anafarta Köyü’ne kadar indi. Aşağıda köy tarafından Yüzbaşı Ali Bey’in (Yüzbaşı Ali Efendi) sesi geliyor. Bağırıp, çağırıyor, kelimeleri anlaşılmıyor. Tam bu sırada düşman onları fark etti. Ortalık da iyice ağarmıştı. Birden zırhlının müthiş gülleleri köye yağmaya başladı. Herhalde mermiler 24’lük toplardan aşağı değildi ki, köye düşünce benim bulunduğum tepe, zelzele oluyor gibi sallanıyor. Parçalanan gülle demirleri, ta yanıma kadar geliyor. Bir tanesi fırlamış, elimin kenarına düştü. Biraz daha kuvvetini kaybetmeseydi sol elim parçalanmış olacaktı. Tutup baktım, ateş gibi kızgın. İlerdeki avcı hattı da ateş açmış, harbe tutuşmuştu. Düşmanın kurşunları vızlayarak üstümden geçiyordu. Bir ara bazı yaralılar geçmeye başladı.

 

Ben geri kalan yarı takımı da sıçratarak ileri sevk ettim. Ama kendim sıçrayamadım. Hangi bölükten olduğunu tanıyamadığım bazı neferler de yanıma geldiler. Bu esnada bizim Yüzbaşı Süleyman Bey’in (Yüzbaşı Süleyman Efendi) yaralanmış olarak geri gitmekte olduğunu uzaktan gördüm. Birden zihnim harekete geçti, kurşunlar vızlayarak üstümden geçtiğine göre, yüksekçe bir yörüngeden geçiyorlar demektir. Yanımdaki askerlere baktım, onlar benden korkak. ‘Kalkın ileri’ diye fırladım. Tepe, denize doğru fundalık ve meyilli. Yanımda kalmış olan neferlerle ilerlemeye başladım ama öğle hızlı koşuyorum ki. Elimde silah olarak ancak Korucadağ’da kestiğim meşe sopası var. Ne tabanca ne de başka bir silah. Etrafımdaki neferler ne oldu, onların bile farkında değilim. Biraz sonra dikkat ettim, yanımda yalnız altıncı, yani benim eski bölüğümden birkaç nefer var. Var kuvvetimle onlarla koşmaktayım. Kurşunlar daha yüksekten geçiyor. Maksadım bir an evvel tepeyi inmek, ovanın kenarına varmak. Bu sırada sağ gerimde, bir derenin içinde bulunan bir kısım düşmanın, beyaz bir bez salladığını görünce yanımdaki askerlerle o tarafa yöneldim. Daha sağımda, geride bir tepeciğin üzerinde, yedinci bölükten mülazım Çerkez Fehmi bağırıyordu: ‘ Teslim oluyorlar alın onları’. Benden önce beş on asker oraya yetişmiş, onları süngülemekte iken, bağırarak durdurdum. Fena yaralamışlar.

 

Şu İngilizler pek de akılsız veya ihtiyatsız. Meçhul bir memlekette, dere içinde, sabah kahvaltısı için sofra kurmuşlar. Reçeller, bisküviler, şekerler, çikolatalar, yağlar, peynirler, çatallar, peçeteler. Hele peçeteler, halis ketenden. Kahvaltıda ansızın basılmışlar. Kaçamamışlar. Yahut kaçmamışlar. Birkaçı ölmek üzere. Ne feci. Artık ölmek ve öldürmek aklıma gelmedi. Esir almak lazım. Askerlerin gözü dönenlerine bir iki sopa. Öldürmeyi önledim. Ötekilerin silahlarını zaten almışlardı. Sağ kalan üçünü, hemen ufak bir kâğıda ‘Esir’ diye yazarak, yanımdaki neferlerden ikisi ile gönderdim. Bu kadar korku içinde bu suretle bir de silaha kavuşmak. Talih. Ölenlerin üzerini arattım. Birkaç harita buldum. Dört harita. Bir adet hatıra defteri. Bir fotoğraf. Fotoğrafa çok müteessir oldum. Bir delikanlı ile İngiliz kızının resmi. Ne acı şey. Ölenlerin yüzü sapsarı kesilmiş. Bir kısmı can çekişiyor. Ölümü bu kadar kanıksayacağımı tahmin etmezdim. Üç beş dakika önce gelebilseymişim buraya, belki bu ileri karakolun hepsini olduğu gibi esir almak mümkün olacakmış. Şimdi bunların bir kısmı ölü yatıyor. Bir kısmı ölmek üzere. İhtimal bir müddet önce ferih fahur sabah çayını içmeye hazırlanırken, şimdi onların ortasında, cansız yatıyorlar.

 

Bizim asker de o kadar gamsız ki, hemen bir avuç bisküvi ve çikolata bana da verdiler. Kendileri çoktan yemeye başlamışlardı. Benim, bir tanesi olsun boğazımdan geçmedi. Ve hiçbir şeylerini almadım. Bazı askerler eski ayakkabılarını, ölenlerden birinin ayağından çıkardığı ayakkabı ile değiştirmeye çalışıyor. Ne ben şu İngilizleri tanırım, ne onlar beni. Ah, bizi böyle karşı karşıya getirmeye sebep olanlara ne diyeyim bilmem. Ahdettim ki sebepsiz bir kurşun atmayayım…” Mülâzım-ı Evvel İsmail Hakkı (Sunata) (3d)

 

(3a) Anafartalar Ağustos Taarruzu, Stephen Chambers, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2015, s/140

 

(3b) Anafartalar Ağustos Taarruzu, Stephen Chambers, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2015, s/141

 

(3c) Anafartalar Ağustos Taarruzu, Stephen Chambers, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2015, s/141

 

(3d) Gelibolu’dan Kafkaslara 1. Dünya Savaşı Anılarım. İ. Hakkı Sunata, Türkiye İş Bankası – Kültür Yayınları, 2015, s/136

 

[4] Çanakkale Cephesinde Siperlerden Gerçeklere, Mithat Atabay, Paradigma Akademi, 2015, s/317

 

[5] Muhteşem Bir Başarısızlığın Hikayesi, Mithat Atabay, E Yayınları, 2014, s/138

 

[6] Gelibolu Yenilginin Destanı, Nigel Steel – Peter Hart, Epsilon Tarih, 2005, s/207

 

[7] Gelibolu, Peter Hart, Alfa Tarih, 2014, s/430

 

[8] Gelibolu, Peter Hart, Alfa Tarih, 2014, s/431

 

[9] Gelibolu Yenilginin Destanı, Nigel Steel – Peter Hart, Epsilon Tarih, 2005, s/210

 

[10] Birinci Dünya Savaşında Çanakkale Cephesi, Cilt V, Kitap III, Atase Yayınları, 2012, s/399

 

[11] Birinci Dünya Savaşında Çanakkale Cephesi, Cilt V, Kitap III, Atase Yayınları, 2012, s/399 (11a)

 

(11a) Anafartalar Grup Komutanı Albay Mustafa Kemal “Anafartalar Hatıraları” isimli eserde, Kireç Tepe kesiminde yapılan bu muharebeleri şu şekilde aktarmaktadır;

 

 

“Düşman 2 Ağustos (15 Ağustos) günü akşamı saat 6.30 sonrada bir liva kadar bir kuvvetle grubun sağ yanına taarruz ve Kireç Tepe’nin bazı kısımlarını zapt etmişti. Fakat aynı gece beşinci fırkayı takviye eden kıtaların mukabil taarruzlarıyla bizzat Kireç Tepe mevzii geri alınmış bulunuyordu. Düşman 3 Ağustos (16 Ağustos) günü daha üstün kuvvetlerle tekrar Kireç Tepe’yi Tazyike başlamıştı. Düşmanın pek ciddi olduğu anlaşılan bu taarruzlarına karşı tedbirler alınmak üzere Tursun’daki Beşinci Fırka karargâhına gittim. Ordu kumandanı da buraya gelmiş bulunuyordu. Kireç Tepe ile Tursun arasında telefon hattı olmadığından irtibat ve haberlerin getirilmesi emir atlılarıyla icra edilmekte idi. 127’nci Alay kumandanı Kireç Tepe muharebesini idare etmekte ve beşinci fırka kumandanı Kaymakam Wilmer Bey Tursun’da durmaktaydı. Pek geç gelen haberler düşmanın Kireç Tepe’ye ciddi taarruzlar icra etmekte olduğu ve takviye kıtalarının yetiştirilmesi lüzumundan bahsediliyordu. Grup cephesinin diğer kısımlarında bir değişim ve düşmanın taarruzuna delâlet edecek bir hâl görünmüyordu. Fırka kumandanını, hemen ileriye giderek kıtalarını doğrudan doğruya idare etmesi için muharebe meydanına göndermekle beraber eldeki yedek kuvvetleri Tursun istikâmetine hareket ettirdim. Bir kısım kıtalarıyla Kurt Geçidi cephesinde ve iki alayıyla Kör Dere’de bulunan dokuzuncu fırkaya saat 7.20 evvelde telefonla aşağıdaki emri gönderdim;

 

-Düşman Kireç Tepe’ye kuvvetli taarruz ediyor. Birinci hatta bulunmayan bütün kuvvetlerinizi bir araya getirerek en kısa yoldan Tursun’a hareket ve oradan beşinci fırka kumandanlığıyla irtibat kurarak onun gösterdiği istikâmette hareket ediniz. Bundan sekizinci fırka kumandanını haberdar ediniz. Ve hareket zamanınızı Tursun’a bildiriniz.-

 

Aynı zamanda yedinci, on ikinci, dördüncü, sekizinci fırkalara da fırka topçularının ve bilhassa obüslerin Kireç Tepe istikâmetinde ateş ettirilerek yardım etmeleri emredildi. Kireç Tepe’de cereyan etmekte olan muharebe mühim idi. Bilhassa Kireç Tepe mevzii grup vaziyeti umumiyesince tesir yapabilecek mahiyette bir temel noktaydı. Bu sebepten Kireç Tepe muharebe meydanına yeterli kuvvetin hızla toplanmasına önem verilerek en yakın olmak itibarıyla Ece Limanı’nda gözetleme vazifesi yapan 127’nci Alayın birinci taburundan ihtiyatta bulunan iki bölüğün beşinci fırka karargâhında bulunan bir istihkâm takımının derhal sevki beşinci fırka kumandanlığına emredildiği gibi, grup karargâh süvari bölüğü yedince ve on ikinci fırka karargâh süvari takımları süratle getirildi. Aynı zamanda altıncı fırkadan Sivli’ye gelmiş olan on yedinci alayın birinci taburu da Kireç Tepe istikâmetine sevk edildiği gibi Asya grubundan saat 4.30 da Akbaş’a geçmiş olan birinci alayın ikinci ve üçüncü taburlarının hareketleri hızlandırmak ve yürüyüş kabiliyetlerini artırmak için çantaların geride bırakılması emrolundu. Bu iki tabur saat 10 evvelde kolbaşısıyla Tursun’a yaklaşmış bulunuyordu. Bu kuvvetlerden başka ordu kumandanına da Şimal Grubu’ndan 126’ncı Alayın getirilmesi lüzumu arz ve teklif edildi. Bu suretle grubun sağ yanına Kireç Tepe cephesinde mevcut olan 127’nci Alayın birinci, ikinci, üçüncü; 39’uncu Alayın birinci ve Gelibolu Jandarma taburlarından başka hareket halindeki kıta yani 64’üncü ve 25’inci alaylardan ibaret altı taburlu dokuzuncu, 17’nci Alaydan bir tabur, birinci alaydan iki tabur, üç taburlu 126’ncı Alay ki, toplam 12 taburdan ibaret bir kuvvet getirilerek düşmanın muhtemel hareketlerine karşı bu suretle yeterli kuvvet hazırlanmış bulunuyordu.

 

Alınan haberler, düşmanın ihraç ile meşgul olduğu ve bir taraftan Büyük Kemikli ve doğusunda ve Tuzgölü kuzeyinde görülen kıtaların parça parça Kireç Tepe eteklerine doğru çıktığı, Büyük Kemikli’de toplanmış kıtaları bulunduğu haberlerinden ibaret idi. Üstelik hususlar temin olunduktan sonra saat 10.30 evvelde Kireç Tepe vaziyetini yakından görmek üzere Küçük Masırlık güneydoğusundaki 161 Rakımlı Tepe’ye gidildi. 190 Rakımlı Tepe’nin kuzeybatısından itibaren 161’e kadar olan saha tamamıyla açık ve Masırlıklar’da bulunan düşman torpidolarının ateşi altında bulunduğundan buralardan yaya ve koşan adımla geçmek mecburiyeti hâsıl oldu.* 161’den görülen vaziyet, Kireç Tepe’de hâkim noktaların gerek kuzeye sahilden çıkan yamaçlara karşı ve gerek batıya Sivri Tepe’ye karşı elimizde bulunmakta, muharebe bilhassa sahil yönü ile Sivri Tepe istikâmetinde şiddetle devam etmekte idi. Burada harp eden kıtalarımız otuz dokuzuncu alayın birinci taburu ve Gelibolu Seyyar Jandarma Taburu ile alay 127 kısımları idi. Vaziyetimizde tehlike sebebi bir hâl görülmemekte, kıtalarımız cesurane ve metinane harp etmekte oldukları anlaşılmakla beraber evvelden mevcut kuvvetlerle öğleye kadar 17’nci Alayın birinci ve birinci alayın ikinci ve üçüncü taburları ve Ece’deki 127’nci alayın birinci taburundan iki bölük muharebe meydanına gelmiş bulunuyordu…” (11b)

 

*Anafartalar Grup Komutanı Albay Mustafa Kemal’in bahsinde bulunduğu bu alanın tafsilatı hakkında detaylı inceleme yapabilmek için iki adet link paylaşılmıştır;

 

1-) Yukarı Kapanca


2-) 161 Rakımlı Tepe 

 

(11b) Anafartalar Hatıraları, Mustafa Kemal Paşa (ATATÜRK), Arma Yayınları, 2005, s/92-93-94

 

[12] Gelibolu Hatıraları 1915, Ian Hamilton, Örgün Yayınevi, 2006, s/264

 

[13] Gelibolu Hatıraları 1915, Ian Hamilton, Örgün Yayınevi, 2006, s/265

 

[14] Gelibolu Hatıraları 1915, Ian Hamilton, Örgün Yayınevi, 2006, s/266

 

Yücel ÖZKORUCU

 

MUHAREBE ALANI YER İSİMLERİ

07 Ekim 2017
30 Eylül 2017
29 Ağustos 2017
20 Ağustos 2017
29 Haziran 2017
12 Nisan 2017
12 Mart 2017
24 Şubat 2017
17 Şubat 2017
11 Şubat 2017
27 Aralık 2016
26 Kasım 2016
25 Ekim 2016
20 Ekim 2016
11 Ekim 2016
29 Eylül 2016
11 Eylül 2016
14 Temmuz 2016
13 Temmuz 2016
04 Temmuz 2016
28 Haziran 2016
15 Haziran 2016
05 Haziran 2016
03 Haziran 2016
15 Mart 2016
06 Mart 2016
01 Mart 2016
26 Şubat 2016
16 Şubat 2016
14 Şubat 2016
12 Şubat 2016
08 Şubat 2016
03 Şubat 2016
01 Şubat 2016
30 Ocak 2016
10 Ocak 2016
31 Aralık 2015
22 Aralık 2015
03 Aralık 2015
03 Aralık 2015
28 Kasım 2015
27 Kasım 2015
26 Kasım 2015
15 Kasım 2015
09 Kasım 2015
04 Kasım 2015
02 Kasım 2015
01 Kasım 2015
29 Ekim 2015

 

© 2015-2017 www.canakkalemuharebeleri1915.com