Orses_Banner.jpg

İclâl-Tunca ÖRSES

Schistocerca Gregaria

 

ÇEKİRGE YILI 1915

 

1915 yılının başlarında Suriye, Filistin ve Sina çölünde Birinci Kanal Seferinin neden olduğu askeri hareketlilik yaşanırken, Afrika’nın kuytu köşelerinden gelerek Sudan’da toplanan başka bir işgal gücü de son hazırlıklarını tamamlıyordu. Sayıları yüz milyarlara ulaşan istilacılar; Bir ay içinde 3500 kilometre yol alabiliyor, yere indikleri zamanlarda 1000 kilometre karelik bir alanı kaplıyor, her biri kendi ağırlığınca bitki tüketiyor, dişileri ise 100 adet yumurta bırakarak çoğalmayı sağlıyordu.

 

Çekirge İstilası 

 

Bu acımasız ordunun askerleri, bilimsel tanımlanmalarıyla Schistocerca Gregaria ya da Schistocerca Pregrina isimleriyle adlandırılan göçmen çöl çekirgeleriydi. Çekirge istilaları, kutsal kitaplarda da anlatılmıştı; Tevrat’a göre Firavun, İbrani kavmini azat etmediği için bu ordunun istilasıyla cezalandırılmıştı. İncil’de “onuncu istila” bahsinde, kralları olmayan göçmen çekirgeler, korolar halinde ilerliyorlardı. Çekirge saldırıları Kuran’da da Nasr suresinde doğrulanmıştı; …Tufan oldu,çekirge istilası yaşandı, buğday güvesi musallat oldu… Bazı yorumlara göre, Şeytanın güçlerini temsil eden Akrep kuyruklu, insan suratlı göçmen çekirgeler, Plato’nun Phaedus’undaki anlatımıyla eskiden insandılar. İlham perileri (Muses) onları çekirgeye dönüştürmüştü.

 

4. Ordu Komutanı Cemal Paşa’nın hatıralarında 1915'te yaşanan çekirge istilasına genel bir bakış vardır; “Tam Nisan ortalarında hiç beklemediğimiz büyük bir felaket karşısında kaldık. Suriye’yi, öylesine müthiş bir çekirge istilası kaplamıştı ki Mayıs ve Haziran sonlarında yaprakları çekirgeler tarafından yenmemiş tek ağaç kalmadığı gibi başaklanmış olan hububatlar da çekirgelerin oburluğuna kurban gitmişti.”  Çöl komutanlığına atanan Baron Friedrich Freiherr von Kress Kressentein, “Çölde yerde sıçrayan küçük çekirgeler” görmüştü. Karargahının bulunduğu İbin’de bu çekirgeler yağmur taneleri gibi çadırlara çarparak yere düşüyorlardı. Alman Albayın bahsettiği çekirgeler, istilanın öncüleriydi. Büyük çekirge istilası ise Nisan ayında başladı. Sina Çölü’nün Osmanlı devleti sınırları içersinde kalan doğu kesimi, tüm Filistin toprakları ve Suriye’nin büyük bir kısmı bu istiladan etkilendiler.

 

Çekirge İstilası Öncesinde Filistin'de Bir Bahçe

 

Gökyüzünü karartan çekirge sürüleri, tüm mahsulü, her tür bitkiyi, ağaçların yapraklarını hatta ağaç kabuklarını yok ediyorlardı. Bazı küçük çocuklara ve hayvanlara saldırdıkları da gözlemlenmişti. At üzerinde yol alınırken, yüzlere çarpan çekirgeler yaralar açılmasına neden oluyordu. Filistin’de Alman oto kollarının geçtiği yollar, ezilerek lapa haline dönüşmüş ve iğrenç kokan çekirge ölüleriyle kaplanmıştı. Kudüs’ün taşlı dar sokaklarında insanlar, çekirgelerin üzerlerine basarak yürüyebiliyorlardı. Bilinçli anneler, çocuklarını tepeden tırnağa örterek dışarıya çıkartıyordu. Çölde ender yetişen ve develerin gıdası olan bitkiler bile çekirgeler tarafından yenmiş, bölgeye özel incir bahçeleri ve üzüm bağları tahrip olmuştu. Daha fenası da kilometrelerce alan, erguvan renkli yumurtalarla örtülüyordu. Kuluçka döneminden sonra kanatları çıkan yavru çekirgeler istila ordusunun sayısını çok büyük boyutlara taşıyacaktı. Suriye ve Filistin’in yöneticisi Cemal Paşa, çekirge mücadelesini başlattı.

 

Çekirgeler Her Yeşilliğe Saldırıyor

 

4. Osmanlı ordusu Komutanının karşısındaki en önemli engel, Arap kökenli halkın anlayış farklılığıydı. Araplar, tevekkülle kabul ettikleri ve “Allahın Ordusu” olarak adlandırdıkları çekirgelerle mücadelenin gereksizliği inancındaydılar. Cemal Paşa, Filistin’de bulunan yabancı kolonileri, Yahudi çiftçileri ve zorladığı Arap toprak sahiplerini devreye soktu. İlk yapılacak iş, yumurtaları gömmek için geniş mezarlar kazılmasıydı. Katarlar dolusu gönülsüz Arap işçi, mahsul alınan topraklara, çiftliklere, Yahudi yerleşkelerindeki zirai deneme istasyonları ve plantasyonlara sevk edildi. Kilometrelerce uzunluğundaki sertleşmiş topraklarda derin çukurlar açılması gerekiyordu. Yabancı kolonilere mensup kadın ve erkekler gönderilen işçilerle birlikte çalıştılar. Her şeye rağmen, sadece Yafa’daki portakal bahçelerinin kurtulabildiği Filistin’de mücadele başarılı olamadı. Yere konan çekirgeler yakılmaya çalışılmış ancak petrol azlığı nedeniyle yetersiz kalınmıştı. Arap işçilerin açtığı yarım yamalak kazılan çukurlardan çıkan, kanatlanmış milyarlarca yavru çekirge de gökyüzündeki buluğ çağını aşmış hemcinslerine katılarak istilayı katlayarak sürdürüyordu. Artık çekirgeler her yerdeydi…

 

Çekirgeler Her Yerde

 

1915 Yılının Temmuz ayına gelindiğinde tüm mahsul yok olmuştu. Filistin ve Suriye’nin büyük kesiminde, “Yeşil” görmek mümkün değildi. Sonra İncil’de yazılı olan mucize bir kez daha gerçekleşti; ”Tanrı, Mısır’dan kuvvetli bir rüzgar gönderdi ve çekirgeleri denize üfledi.” Temmuz başlarında çekirge sürüleri çölü aşıp, Akdeniz kıyılarına gittiler ve kumsallarda, peş peşe ölerek duvarlar oluşturdular. Albay Kress’in anlatımıyla; sahiller, üst üste ölü çekirgelerle dolmuş ve bunlar Veba’ya benzeyen bir koku yaymışlardı.

 

Cemal Paşa, karşılaşılan bu istiladan sonra 1915 yılında ordusunu besleyemeyeceği korkusuna kapılmıştı. 4. Ordu Komutanının öngörüsü yetersiz kalacak. Bölgede kıtlık ve açlık savaş sonuna kadar sürecekti. Filistin, Suriye ve Beyrut vilayetleriyle Medine bölgesi, Kudüs sancağı ve 1860 yılında Maruni Hıristiyanlarının katledilmeleri olaylarından sonra otonomi yönetimiyle idare edilen Cebel-i Lübnan, çekirge istilasından sonra sadece Suriye’nin bir kısmından alınabilen hasatla iaşe edilmek zorundaydı. 1915 yılının kış mevsiminde 4. Ordu ambarları; Şam, Beyrut ve Kudüs belediyeleriyle, Cebel-i Lübnan mutasarrıflıklarına elinden geldiğince gıda yardımında bulundu. Cemal Paşa, tüm yerel yöneticilerle toplantılar yaparak “Ordunun sivil halkın beslenme gereksinimlerini karşılayamayacağını” açıklamış, ancak sonradan 1916 yılında bu sorumluluğu da üstlenmişti. Doğa, 4. Ordunun ve bölge halkının yanında değildi. 1916 yılı hasat döneminde 5 - 6 gün süren kuvvetli bir doğu rüzgarı esti. Havran, Humus, Hama ve Halep’te üretilen hububatın büyük kısmı yok oldu.Peş peşe yaşanan bu iki felaketten sonra açlık başladı. Tüm dinlerce “kutsal” kabul edilen geniş coğrafyada insanlar açlıktan ölüyordu.

 

Çekirgelerle Mücadele

 

Halide Edip Adıvar, Cemal Paşa’nın İngiliz ordusu ve Arap başkaldırısından daha çok, açlıkla mücadele etmek zorunda kaldığını anlatmıştı. Falih Rıfkı Atay, Beyrut’ta ordu Komutanı şerefine verilen bir balo sonrası yaşadığı trajediyi; “ Sokak inlemektedir. Büsbütün aç, bir portakal kabuğu bile bulamayan, karınları bağırsaklarının içine karışmış sürünerek kaldırımların üstüne çıkan insan iskeletlerinin son iniltisini dinliyorduk… Yanımızdan bir çöp arabası geçti. Kenarından bir kol sarktığını gördüm. Belediye, ölüleri ve can çekişenleri topluyordu. Gün doğmadan sokağı susturmak lazımdı.” Sözleriyle betimliyordu.

 

Bethlehem Üniversitesi, 1993 yılında öğrencilerine yaptırdığı sözlü tarih çalışmalarında, savaş yıllarında çekilen açlığı anlatan ve travmatik öykülerle dolu birçok tanıklıkla karşılaştı;

 

“Kadınlar, Türk süvarileri ve taşıt kollarını izleyerek, at ve katır dışkılarından çıkardıkları arpaları ayıklıyor, İnsan ve hayvan kemikleri dövülerek un haline getirilip, değirmenlerde öğütülüyordu. Karneyle dağıtılan ekmekleri alabilmek için fırınların önünde yüzlerce metrelere ulaşan kuyruklarda iskelete dönmüş insanlar bekliyordu. Sular kirliydi ve Kolera yayılmaktaydı. Alman askerlerinin konuşlandığı kamplarda çöplere atılan domuz eti artıkları, dinsel yasağa boş veren Yahudiler tarafından paylaşılmış, ölü bir Türk askerinin manda derisinden yaptırdığı çarığı bile pişirilerek yenilmişti. İnsanlar, açlık ve salgın hastalıklardan ölüyorlardı. Bazı Yahudi ve Arap kökenli stokçu ve karaborsacı ise fırsatlardan yaralanmış, yeni bir zengin sınıfını doğmuştu.“

 

İngiliz donanmasının Akdeniz’de uyguladığı abluka ve bölgeye tehcir sonucu gelen Ermeni göçmenlerin de eklenmesiyle, açlık sorunu dayanılamaz boyutlara ulaştı. Kendi olanaklarıyla bu sorunu çözemeyeceğini anlayan Cemal Paşa, radikal kararlar alarak tarafsız ülkelerden yardım talebinde bulunmaya başladı. Beyrut Amerikan Üniversitesi rektörü Başkan Wilson’a bir yardım isteği mektubu gönderdi. Maruni Patriği de Cemal Paşa’nın isteğiyle Papa’ya bir mektup yazarak yaşanan açlığı anlattı. 1917 başlarında devreye sokulan Başkomutan Vekili Enver Paşa, İttihak’çı Havran milletvekili Arap kökenli Emir Şekip Aslan’ı Almanya’ya göndererek gıda yardımı için temaslarda bulunmasını sağlamıştı.

 

Çöl Çekirgesi

 

Emir Şekip Bey, Münih’te katıldığı bir konferansta Suriye ve Filistin’deki açlığı anlatarak, Almanya’nın da Papa’yla temas kurmasına neden oldu. Papa’dan gelen yanıt mektubu, daha çok simgeseldi; “ Papa, Suriye Hıristiyanlarını unutmamıştır ve unutmayacaktır. Kendisi bu insanlara yardım amacıyla defalarca kez itilaf devletleri yetkililerine başvurmuş, Ancak İngiltere’nin gıda yardımı talebine karşı çıkmasından dolayı mukaddes kalpleri yaralanmıştır.”  Papa’nın, Müslüman çoğunluğu ve Yahudi toplumunu aklına bile getirmeden, yalnızca Suriye’de yaşayan Hıristiyanlar için kırılan kutsal kalbi, gerçeği değiştirmiyor, açlık sürüyordu. Amerika Başkanı Wilson’un yanıtı ise olumluydu. Donanmaya bağlı USS Ceasar yük gemisi İspanya’ya doğru yola çıkarıldı. Cadiz Limanında demir atan Amerikan gemisi, İspanya Krallığının vermeyi kabul ettiği gıda yardımını da alarak Akdeniz’e açılmak için bekletildi. İngiltere, geminin Beyrut Limanına gitmesine izin vermiyordu. İngilizler, neden olarak “yardımın adaletli dağıtılmayacağı ve Türk ordusunun gelen yiyeceklere el koyacağı” düşüncesinde olduklarını belirttiler. Diplomatik yollardan İngilizlere yanıt veren Cemal Paşa, “gemiyle birlikte İngiliz, İspanyol ya da hangi milletten olursa olsun gözlemciler gönderilmesini ve yardımın sivil halka dağıtımının izlenmesini” istedi. Yine de USS Ceasar, Beyrut’a gönderilmeyecekti.

 

Bölgedeki Türk idareciler; Şam Valisi Tahsin Bey (Uzer) Beyrut Valisi Azmi Bey, Cebel-i Lübnan Mutasarrıfı Ali Münif Bey, büyük gayretlerle hizmet vererek açlıkla mücadele ettiler. Özellikle farklı din cemaatleri temsilciliklerine elden gelen her tür yardım yapıldı. Bölgede aş evleri açıldı ve 4. Ordu gerektiğinde karavanasını bile halkla paylaştı. Cemal Paşa’nın emriyle Ermeni göçerler için de bakılabilecekleri kamplar ve yetimhaneler yapılandırıldı. Uzayan ve yılgınlık veren savaş yıllarında kutsal topraklarda 1915teki çekirge felaketiyle başlayan açlık, 4. ordunun da kaderini etkiledi. Mehmetçik’te yokluktan payına düşeni alıyordu. Türk birlikleri; Katya, Birinci ve ikinci Gazze muharebelerin kazandılar. Üçüncü Gazze muharebesi ise bir dönüm noktası olacak, yenilgi başlayacaktı.

Savaşın sonuna kadar bu cephede hizmet eden Alman Albay von Kress’e göre;

 

"Birliklerin sağlık ve moralleri üzerinde çok tahrip edici etkiler yapan ve sürekli olarak tekrarlanan iaşe sorunlarının sebebi çekirge belasıydı."

 

"Türk askerlerinin sefaletine neden olan gıda yetersizliği cephedeki felaketi getirmişti…"

 

 

İCLAL - TUNCA ÖRSES

 

 

MUHAREBE ALANI YER İSİMLERİ

07 Ekim 2017
30 Eylül 2017
29 Ağustos 2017
20 Ağustos 2017
29 Haziran 2017
12 Nisan 2017
12 Mart 2017
24 Şubat 2017
17 Şubat 2017
11 Şubat 2017
27 Aralık 2016
26 Kasım 2016
25 Ekim 2016
20 Ekim 2016
11 Ekim 2016
29 Eylül 2016
11 Eylül 2016
14 Temmuz 2016
13 Temmuz 2016
04 Temmuz 2016
28 Haziran 2016
15 Haziran 2016
05 Haziran 2016
03 Haziran 2016
15 Mart 2016
06 Mart 2016
01 Mart 2016
26 Şubat 2016
16 Şubat 2016
14 Şubat 2016
12 Şubat 2016
08 Şubat 2016
03 Şubat 2016
01 Şubat 2016
30 Ocak 2016
10 Ocak 2016
31 Aralık 2015
22 Aralık 2015
03 Aralık 2015
03 Aralık 2015
28 Kasım 2015
27 Kasım 2015
26 Kasım 2015
15 Kasım 2015
09 Kasım 2015
04 Kasım 2015
02 Kasım 2015
01 Kasım 2015
29 Ekim 2015

 

© 2015-2017 www.canakkalemuharebeleri1915.com